ãäÊÏì ÊÑßãÇä ÇáÌæáÇä


 
ÇáÑÆíÓíÉÇáÊÓÌíáÏÎæáÈÍÜËÓ .æ .Ì

ÔÇØÑ | 
 

 TÜRK BİRLİĞİ HAREKETİ

ÇÓÊÚÑÖ ÇáãæÖæÚ ÇáÓÇÈŞ ÇÓÊÚÑÖ ÇáãæÖæÚ ÇáÊÇáí ÇĞåÈ Çáì ÇáÃÓİá 
ßÇÊÈ ÇáãæÖæÚÑÓÇáÉ
HASAN YAR
ÚÖæ ÌÏíÏ
ÚÖæ ÌÏíÏ
avatar

ÇáÌäÓ : ĞßÑ äŞÇØ : 2553
ÇáÓøñãÚóÉ : 0
ÊÇÑíÎ ÇáÊÓÌíá : 15/07/2010
ÇáÚãÑ : 46
ÇáãæŞÚ : hatay

ãõÓÇåãÉãæÖæÚ: TÜRK BİRLİĞİ HAREKETİ   ÇáÓÈÊ íæáíæ 17, 2010 12:58 pm

TEK ÇÖZÜM TÜRK BİRLİĞİ




Doğu Türkistan'ı, Kırım'ı, Kerkük'ü, Filistin'i, Irak'ı, Afganistan’ın kurtaracak tek çözüm Türk Birliği’dir. Türk Birliği yalnızca Müslümanların değil, Musevilerin, Hıristiyanların, Budistlerin, ateistlerin ve her düşünceden tüm insanların güvencesi olacaktır. Türk Birliği kurulduğunda Museviler de, Hıristiyanlar da, Müslümanlar da ve tüm insanlar da çok rahat edecektir.

Türk Birliği’ni oluşturmadıkları sürece bu ve benzeri acıların devam edeceği açıktır. Bu acıların, bu katliamların, bu sıkıntıların, bu çilelerin hiçbiri yeni değildir. Müslümanlar, neredeyse yüzyıldır baskı altında acımasızca ezilmektedir.



-Türk Birliği’nin oluşmasında boşa geçen her gün bir kayıptır, bir zarardır.

- Hiç gecikme olmaksızın Türk Birliği hemen oluşturulmalıdır.

- Bütün Türk milleti bu güzel birliği destekliyor ve onaylıyor.

- Bütün Türk devletleri, İslam ülkeleri bu birliği bir zaruret olarak görüyor.


Sevinçle ve samimiyetle destekliyor.

- Amerika’nın, Rusya’nın, Çin’in, Avrupa’nın, bütün dünyanın hem maddi, hem manevi olarak lehine, hayrına olan bu birlik, bütün dünyaya barış, kardeşlik, sevgi ve ferahlık getirecektir.

-Türk Birliği, dünyadaki terörü, karmaşayı, huzursuzluğu, küresel krizi derhal durduracak yegâne çözümdür.
Türk Birliği bir Güç Birliğidir.
Türk Birliği bir sevgi birliğidir.


Muhabbet birliğidir,

Gönül birliğidir.

Bu birliğin temeli, sevgi, fedakârlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana, saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaşmak birliğin hedefidir. Birliğin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil, tüm dünya aydınlığa kavuşacaktır.

Son dönemlerde yaşanan gelişmeler, Türk Dünyası tarafından büyük bir şevk ve heyecanla beklenen Türk Birliği’nin kurulmasının çok yakın olduğunu göstermektedir.


Türk Birliği Küresel Ekonomik Krizi Durduracak Yegâne Çözümdür

Türk Birliği ticareti canlandıracak, ekonomiyi güçlendirecektir. Ekonomide, siyasi alanda ve kültürel sahada TÜRK Devletlerarasında gerçekleştirilecek bir bütünlük, geri kalmış olanların hızla ilerlemesine, gerekli imkâna ve altyapıya sahip olanların da bunları en verimli şekilde kullanabilmelerine olanak tanıyacaktır. Ekonomik büyüme, bilim ve teknolojiye yapılacak yatırımları arttıracaktır. Ekonominin gelişimi ile birlikte eğitim seviyesinde de doğal bir yükselme olacak, toplum çok yönlü gelişecektir.

Türk Birliği, Oluşturulacak TÜRK ortak pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm TÜRK ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek TÜRK ülkelerdeki sanayileşme


Sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır.

Türk Birliği Dünyaya Barış Getirecektir

Türk Birliği öncelikle TÜRK ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları çözüp TÜRK dünyasına sulh getirecek, öte yandan dünya genelinde çatışma ve savaşı kışkırtan her türlü hareketin karşısında yer alacak, savaşı körükleyen her türlü girişime karşı engelleyici bir güç olacaktır.
Türk Birliği, Terörü bitirecek, bunu sağlayacak kesin çözümdür. TÜRK Dünyasındaki bütün çilelerin, bütün kargaşanın bitmesi de Türk Birliği ile mümkündür. Türk devletleri potansiyel yönden çok zengin bir coğrafyadır. Türk Birliği bölgeye büyük bir zenginlik, bereket, Barış ve kalite getirecektir.
ÇáÑÌæÚ Çáì ÃÚáì ÇáÕİÍÉ ÇĞåÈ Çáì ÇáÃÓİá
HASAN YAR
ÚÖæ ÌÏíÏ
ÚÖæ ÌÏíÏ
avatar

ÇáÌäÓ : ĞßÑ äŞÇØ : 2553
ÇáÓøñãÚóÉ : 0
ÊÇÑíÎ ÇáÊÓÌíá : 15/07/2010
ÇáÚãÑ : 46
ÇáãæŞÚ : hatay

ãõÓÇåãÉãæÖæÚ: ÑÏ: TÜRK BİRLİĞİ HAREKETİ   ÇáÓÈÊ íæáíæ 17, 2010 1:01 pm

TÜRK BİRLİĞİNİN GEREKLİLİĞİ

TÜRKİYE AÇISINDAN
Günümüz şartlarında, bölgesel yapılanmaların dışında kalmak Türkiye için de tehlikeli bir durum haline gelmiştir. Herhangi bir bloğa girmemesi durumunda Türkiye dış ticaret gibi mevzularda büyük zarara uğrayabilir. Dünyada bölgesel korumacılık duvarlarının yükselmesi ise bölgesel yapılanmaların dışında kalan ülkelerin tamamen yalnızlığa mahkum edilmeleri anlamına gelecektir .

Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili olan; karadan sekiz ülke ile sınırı bulunan; Orta Doğu, Kafkasya ve Balkanlar'ın merkezinde yer alan bir ülkedir. Bu özellikleri O?na bir çok jeopolitik avantaj sunmakla beraber birçok tehlikeleri de beraberinde getirmektedir. Böyle bir ortamda tecrit politikası gütmek imkansızdır. Bu yüzden cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ikili anlaşmalar imzalanmış, bölgesel birliklere üye olunmuştur. Birinci Dünya Savaşı öncesinde kurulan Balkan Antantı ve Bağdat Paktı; sonrasında kurulan CENTO duyulan ihtiyacın bir sonucudur. Çevresindeki ülkelerle zaman zaman sıcak çatışma tehlikesi atlatan ülkenin gündeminde komşuları ile ilgili "2,5 savaş formülü" gibi teoriler eksik olmamaktadır. İçinde bulunduğu bölgenin petrol kaynaklarının yanı sıra politik istikrarsızlıkla da meşhur olması da Türkiye?nin ortaklara olan ihtiyacını güvenlik alanında da arttırmaktadır.

Bu ihtiyacın neticesinde Türkiye birçok uluslararası örgüte üye olmuştur. Fakat hemen hiçbirinden verim elde edememektedir. Bu durumun hem bir sebebi hem de bir sonucu olarak Türk Dış Politikası?nda karışıklık ve önceliklerin belirsizliği hakimdir.

TÜRK CUMHURİYETLERİ AÇISINDAN

Orta Asya ülkelerinin birlik kurmaya ihtiyaç duymalarını sağlayan faktörleri dört başlık altında toplamak mümkündür.

1-Gerçek Bağımsızlığın Sağlanabilmesi
Türk Cumhuriyetlerinin tam bağımsızlığa kavuşmalarının en kesin yolu güç birliği yapmalarıdır. Ayrıca, Rusya?ya olan ekonomik bağımlılıklarından kurtulmalarının ve pazarlık güçlerini arttırmalarının en güvenli yolu da budur. Sadece Rusya değil , Orta Asya üzerinde hakimiyet kurmak isteyen Çin ve bazı Batılı devlet ve şirketlerle de reel politiğin kurallarına uygun olarak pazarlık ve rekabet edebilmeleri için, birleşmeleri en kesin çözümlerden birisi olarak görünmektedir.




2-Güvenlik Meselesi

Bağımsızlık her şeyi değiştirmemiştir. BM Göçmenler Yüksek Komisyonu'nun raporuna göre "Sovyetler yıkılsa bile problemleri devam etmektedir: ekonomik çöküş, etnik çatışma potansiyeli, otoriter politik yapı ve sivil toplumun yokluğu."Tüm bu faktörler, bölgede güvenliğin sağlanmasını zorlaştırmaktadır. Henüz güçlü bir orduya sahip olmayan bu ülkelerin, yatırıma harcayacakları parayı silahlanmaya sarf etmemeleri için, güvenlikte işbirliği yapmaları gerekmektedir. İşbirliği bir yandan bölge içi çatışma ihtimalini azaltırken diğer yandan bölge dışı tehditlere daha güçlü bir şekilde karşı koymalarını sağlayacaktır.

Türk Cumhuriyetleri, ortak hareket ettikleri takdirde, Rusya?nın bağımsızlıklarına müdahale etmesi durumunda ortaya çıkabilecek güvenlik problemlerine karşı da çok daha caydırıcı bir güce sahip olacaklardır.



3-Ekonomik Menfaatler

Sovyet ekonomisi merkezi yönetime ve kütlesel üretime sahip olduğu için ülkeler arası keskin sınırlara sahip vazife taksimleri yapmıştı. Sovyetler resmen dağılmış olsa da fabrika ve tezgahlar ilk kuruldukları yerde işletilmeye devam etmektedir. Bundan dolayı, ülkelerarası hammadde-üretim mamulü bağımlılığı sürmektedir. Orta Asya'da kurulacak bir birlik, üretim ve ticarette verimi arttıracaktır. Aksi takdirde ciddi anlaşmazlıklar ortaya çıkabilir. Mesela, 1994?te fiyat anlaşmazlığından dolayı Özbekistan Kırgızistan ın doğal gazını kestiğinde bu ülke de diğerine giden sulara barajları ile set çekmiştir. Bu tür kısır döngüler zincirleme reaksiyonlara sebep olabilir. Ülkelerarasında karşılaştırmalı üstünlükler Esasına göre iş bölümü yapılarak ihtisaslaşma sağlanabilir, fakat Sovyet dönemindeki gibi bir ülke tarafından sadece bir tür üretim yapılmasına (pamuk, elektrik vs.) son verilmelidir.

Petrol üretimi ve nakli için kilit pozisyonda olan Hazar ın statüsü meselesi hakkında Türk Cumhuriyetleri arasında sağlanacak bir uzlaşma Rus ve İran ın menfaat elde etme çabalarını önleme için kesin çözümdür. Hâlbuki Türkmenistan, Azerbaycan ve Kazakistan ın farklı hatta rakip yönde politikalar uygulamaları hepsi için zararlı olmaktadır. Türkistan Birliğini kurulduğu takdirde bu tür konulardan Türk Cumhuriyetlerinin dış ülkelerle pazarlıkta güç kazanacaklardır
.

4-Çevre Problemi

Orta Asya, dünyada en ciddi çevre kirliliğine maruz kalmış bölgedir. Aral gölü, mono kültür pamuk üretimi sonucunda kurumaya başlamıştır Amu Derya ve Sir Derya nehirlerinin suları tümüyle pamuk üretiminde kullanıldığından, bu göle su bırakılmamıştır. Bunun sonucunda Aral Gölü hacim olarak %50, alan olarak ise %75 oranında kurumuştur. Denize kıyısı olmayan bölgenin tek su kaynağının da sorumsuzca kurutulması sonucunda meydana gelen kum ve tuz fırtınaları tüm bölgeye ve halka zarar vermektedir. Cilt kanseri vakalarında önemli miktarda artış görülmüştür.

İkinci büyük çevre problemi ise Kazakistan'ın Semey şehrindeki nükleer kirlenmedir. Yörede yapılan nükleer denemeler sonucunda başta kanser olmak üzere birçok hastalıkta artış görülmüştür. BM Göçmenler Yüksek Komisyonunun raporuna göre 1990-95 arasında Orta Asya'daki çevre kirliliğinden dolayı göç edenlerin sayısı 240,000'i bulmuştur. Aynı rapora göre 1949-89 yılları arasında bölgede 150'si yerüstünde olmak üzere 500 nükleer bomba patlatılmıştır. Kazakistan da radyasyon zehirlenmesi ile ölenlerin sayısı 100,000?i bulmuştur. Azerbaycan da ise tarlalara atılan tarımsal ilaçların etkisi ile 20-34 yaş arasındaki kadınların %24ü kısır hale gelmiştir. Rusya genelinde en önemli boşanma sebebi alkol kullanımı iken, Azerbaycan da eşlerin çocuk sahibi olamamasıdır. Bu ülke kadar sahip olduğu zenginliklerden dolayı büyük belalara ve yoksulluğa maruz kalmış başka bir petrol ülkesi yoktur. Tüm bu problemlerin çözülebilmesi için uluslararası yârdim talep edilmeli ve B.M. nezdinde girişimde bulunulmalıdır. Çünkü bölge ülkelerinin kendi kaynakları ile bu meselelerin üstesinden gelmeleri mümkün değildir. Ortak sorunları ancak yardımlaşma ile çözmek mümkündür.

Yukarıda anlattıklarımızdan şu sonucu çıkarmak mümkündür: ?Orta Asya'da entegrasyonun olup olmayacağının değil , nasıl olacağının tartışılması gerekmektedir. Zaten, bu gerekliliğin bir sonucu olarak Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, birleşme yolunda somut bir adım atmış ve Merkezi Asya Topluluğu nu kurmuşlardır. Türkistan Birliği veya onun nüvesi olarak kabul edilebilecek olan Merkezi Asya Topluluğu nün Türk Birliği kurulmasına ne yönde tesir edeceği Azerbaycan ve özellikle de Türkiye ile ilişkilerine bağlı bulunmaktadır.
ÇáÑÌæÚ Çáì ÃÚáì ÇáÕİÍÉ ÇĞåÈ Çáì ÇáÃÓİá
HASAN YAR
ÚÖæ ÌÏíÏ
ÚÖæ ÌÏíÏ
avatar

ÇáÌäÓ : ĞßÑ äŞÇØ : 2553
ÇáÓøñãÚóÉ : 0
ÊÇÑíÎ ÇáÊÓÌíá : 15/07/2010
ÇáÚãÑ : 46
ÇáãæŞÚ : hatay

ãõÓÇåãÉãæÖæÚ: ÑÏ: TÜRK BİRLİĞİ HAREKETİ   ÇáÓÈÊ íæáíæ 17, 2010 1:03 pm

GERÇEKLEŞECEK TÜRK BİRLİĞİ İLE
AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDAKİ FARKLAR NELER OLMALIDIR.


Öncelikle Birlik Fikrinin Temellerine bir bakalım

İnsanlar haçlı seferlerinin de sona ermesiyle birlikte artık yerleşik hayata geçmeye başlamışlar, yerleşik hayata geçen insanların beraber hareket etmesi ve yardımlaşması sonucu da birliklerin kurulması ihtiyacı doğmuştur. Artık belirli ve değişmeyen bir siyasi coğrafyada yaşamaya başlayan insanlar, ekonomik çıkarlarını da düşünmeye başlamış ve bu çerçevede teşkilatlanmaya başlamışlardır.



Şimdide Avrupa Birliğinin Kuruluşuna bir göz atalım; Aslında ben buna Avrupa Kömür Çelik Topluluğu diyorum



Avrupa Birliği ülküsü ise gerçek bir siyasi projeye dönüşüp kendini gelişmiş ülke olarak niteleyen bazı ülkelerin hükümet politikalarına uzun vadeli bir hedef olmadan önce sadece birkaç önsezili devlet adamının ve filozof niteliğindeki insanın düşüncelerinde vardı. Avrupa yıllarca kanlı savaşlara sahne oldu ve milyonlarca insan hayatını kaybetti. Bu bazen ülkelerin siyasi ya da dini politikaları üzerine gerçekleşti, bazen de birkaç maceracı devlet adamının hatalı kararları sonucu meydana geldi. Bu felaketler üzerine bazı Avrupa ülkelerinin liderleri, dünyada kalıcı bir barışın sağlanabilmesi için devletlerin birleşip bir siyasi ve ekonomik birlik kurması gerektiğini savundular. Bu fikir dünyaya yayıldıkça genel kabul gören bir akım haline geldi. Sonuç olarak 1951 yılında Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT) 6 üyesiyle birlikte kuruldu. Savaş ertesi o günlerde Avrupa Kömür Çelik Topluluğu, savaşın galip ve mağlup taraflarını eşit olarak bir araya getirip uygulanabilir bir barış politikası çizebilecek güçte tek topluluk olarak görülüyordu.



Bu Birliğin Genişlemesi ve Dünyaya Açılması AKÇT başlangıçta kurucu 6 üyenin kömür ve çelik ticaretini güçlendirmek ve düzenlemek üzere kurulmuştu. Bu amaca yönelik olarak da gümrük vergilerinin kaldırılması kararı alındı.

AKÇT barış yanlısı politikalarıyla da dünyada genel bir kabul görmeye başlayınca gelişmiş ve gelişmekte olarak nitelendirilen diğer ülkelerin de bu topluluğa katılması gündeme gelmeye başladı. Daha sonra katılan ülkelerle genişleyen AKÇT, genişlemesiyle birlikte doğan yeni ihtiyaçları da karşılamak amacıyla yeni protokol ve anlaşmalarla isim değişikliğine ve amaç genişletme ihtiyacı duydu.



Avrupa Birliğinin Yeni Amacı

Artık sadece devletlerarası kömür ve çelik ticaretini düzenleyen bir birlik olmaktan çıkan Avrupa Birliğinin amacı, üyesi olan 25 ülkenin siyasi ve ekonomik çıkarlarını göz önünde bulundurarak yeni görevleri göğüsleyebilecek şekilde uyarlanması ve kurucularının büyük siyasi projelerinin kaynakları göz ardı edilmeden ve kapsamı kısıtlanmadan tüm kıtaya istikrar sağlanması ve yeni üyelerin katılımına yardım ve teşviktir. Yaklaşık yarım yüzyıldır Avrupa bütünleşmesi, kıtanın gelişmesi ve halkının zihniyeti üzerinde önemli etkilerde bulunmuştur; aynı zamanda güçler dengesini de değiştirmiştir. Ancak güçlerin birleştirilmesi ve AKÇT Antlaşması'nın ifadesiyle "gelecekteki kader birliği" için harcanacak çabalar sayesinde Avrupa Birliği, gelecekte de dünyada barışın sağlanmasına katkıda bulunacaktır. Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin yaklaşık 50 yıllık bir geçmişi vardır. Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğunun 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra Temmuz 1959'da Topluluğa tam üye olmak için başvurmuştur. 1987 yılında ise tekrar Avrupa Birliği’nin tam üyesi olmak için başvuru yapmıştır.

Peki, Türkiye Avrupa Birliği’ne neden üye olmak istemektedir?

Türkiye’de yıllardır politikanın yönünü çizen otoriteler bu sorunun cevabını Türkiye’nin ABD ve Rusya karşısında AB üyeliğini bir koz olarak kullanmak istemesine, ekonomik çıkarlarımız doğrultusunda AB üyesi olmanın Türkiye’ye büyük kar getireceğine inandıkları için üye olmak istediği cevabını vermektedir. Uygulanan tüm politikalar bu neden çerçevesinde geliştirilmeye çalışılmış bu yanlış politikalar yüzün den kendi öz benliğimizi, ülkümüzü milli geleceğimiz kültürümüzü yok etmeye çalışılmıştır.



Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk gençliğine bir ödev vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak için elimizden gelen yapılmalıdır. Fakat bu söz Avrupa Birliği’ne üye olma zorunluluğu getirmez. Her ülkenin bir milli ülküsü, bir milli geleceği vardır ve bu iki temele uymayan hiçbir politika kabul edilemez. . Verilen ödevi yerine getirmek için bir birliğe üye olmak gerekiyorsa oluruz, yok eğer bir birlik kurulacaksa onu da kurarız. Bugünün devlet adamlarına ya da yöneticilerine bakarak Türk gençlerinin de aynı düşündüğünü zannetmek tamamen yanlıştır. Biz bize ne gerekse onu yaparız, başkasına değil!



Gelecekte kuracağımız Birliğe Türk Birliği Diyoruz.





Neden Türk Birliği?



Orta Asya ülkelerinin birlik kurmaya ihtiyaç duymalarını sağlayan faktörleri dört

Başlık altında toplamak mümkündür.

1-Gerçek Bağımsızlığın Sağlanabilmesi

Türk Cumhuriyetlerinin tam bağımsızlığa kavuşmalarının en kesin yolu güç birliği

Yapmalarıdır. Ayrıca, Rusya’ya olan ekonomik bağımlılıklarından kurtulmalarının ve pazarlık

Güçlerini arttırmalarının en güvenli yolu da budur. Sadece Rusya değil, Orta Asya üzerinde

Hâkimiyet kurmak isteyen Çin ve bazı Batılı devlet ve şirketlerle de reel politiğin kurallarına

Uygun olarak pazarlık ve rekabet edebilmeleri için, birleşmeleri en kesin çözümlerden birisi

Olarak görünmektedir.

2-Güvenlik Meselesi

Bağımsızlık her şeyi değiştirmemiştir. BM Göçmenler Yüksek Komisyonu'nun

Raporuna göre "Sovyetler yıkılsa bile problemleri devam etmektedir: ekonomik çöküş, etnik

Çatışma potansiyeli, otoriter politik yapı ve sivil toplumun yokluğu."Tüm bu faktörler,

Bölgede güvenliğin sağlanmasını zorlaştırmaktadır. Henüz güçlü bir orduya sahip olmayan bu

Ülkelerin, yatırıma harcayacakları parayı silahlanmaya sarf etmemeleri için, güvenlikte

İşbirliği yapmaları gerekmektedir. İşbirliği bir yandan bölge içi çatışma ihtimalini azaltırken

Diğer yandan bölge dışı tehditlere daha güçlü bir şekilde karşı koymalarını sağlayacaktır. Türk Cumhuriyetleri, ortak hareket ettikleri takdirde, Rusya’nın bağımsızlıklarına müdahale etmesi durumunda ortaya çıkabilecek güvenlik problemlerine karşı da çok daha caydırıcı bir güce sahip olacaklardır.

3-Ekonomik Menfaatler

Sovyet ekonomisi merkezi yönetime ve kütlesel üretime sahip olduğu için ülkeler arası

Keskin sınırlara sahip vazife taksimleri yapmıştı. Sovyetler resmen dağılmış olsa da fabrika

Ve tezgâhlar ilk kuruldukları yerde işletilmeye devam etmektedir. Bundan dolayı, ülkelerarası

Hammadde-üretim mamulü bağımlılığı sürmektedir. Orta Asya'da kurulacak bir birlik, üretim

Ve ticarette verimi arttıracaktır. Aksi takdirde ciddi anlaşmazlıklar ortaya çıkabilir. Mesela,

1994’te fiyat anlaşmazlığından dolayı Özbekistan Kırgızistan’ın doğal gazını kestiğinde bu

Ülke de diğerine giden sulara barajları ile set çekmiştir. Bu tür kısır döngüler zincirleme

Reaksiyonlara sebep olabilir. Ülkelerarasında “karşılaştırmalı üstünlükler” esasına göre iş

Bölümü yapılarak ihtisaslaşma sağlanabilir, fakat Sovyet dönemindeki gibi bir ülke tarafından

Sadece bir tür üretim yapılmasına (pamuk, elektrik vs.) son verilmelidir. Petrol üretimi ve

Nakli için kilit pozisyonda olan Hazar’ın statüsü meselesi hakkında Türk Cumhuriyetleri

Arasında sağlanacak bir uzlaşma Rus ve İran’ın menfaat elde etme çabalarını önleme için

Kesin çözümdür. Hâlbuki Türkmenistan, Azerbaycan ve Kazakistan’ın farklı hatta rakip yönde politikalar uygulamaları hepsi için zararlı olmaktadır. Türk Birliği kurulduğu takdirde bu tür konulardan Türk Cumhuriyetlerinin dış ülkelerle pazarlıkta güç kazanacaklardır.

4-Çevre Problemi

Orta Asya, dünyada en ciddi çevre kirliliğine maruz kalmış bölgedir. Aral gölü, mono

Kültür pamuk üretimi sonucunda kurumaya başlamıştır Ama Derya ve Sır Derya nehirlerinin

Suları tümüyle pamuk üretiminde kullanıldığından, bu göle su bırakılmamıştır. Bunun

Sonucunda Aral Gölü hacim olarak %50, alan olarak ise %75 oranında kurumuştur. Denize

Kıyısı olmayan bölgenin tek su kaynağının da sorumsuzca kurutulması sonucunda meydana

Gelen kum ve tuz fırtınaları tüm bölgeye ve halka zarar vermektedir. Cilt kanseri vakalarında

Önemli miktarda artış görülmüştür. İkinci büyük çevre problemi ise Kazakistan'ın Semey

Şehrindeki nükleer kirlenmedir. Yörede yapılan nükleer denemeler sonucunda başta kanser

Olmak üzere birçok hastalıkta artış görülmüştür. BM Göçmenler Yüksek Komisyonunun

Raporuna göre 1990-95 arasında Orta Asya'daki çevre kirliliğinden dolayı göç edenlerin sayısı

240,000'i bulmuştur. Aynı rapora göre 1949-89 yılları arasında bölgede 150'si yerüstünde

Olmak üzere 500 nükleer bomba patlatılmıştır. Kazakistan’da radyasyon zehirlenmesi ile

Ölenlerin sayısı 100,000’i bulmuştur. Azerbaycan’da ise tarlalara atılan tarımsal ilaçların

Etkisi ile 20-34 yaş arasındaki kadınların %24’ü kısır hale gelmiştir. Rusya genelinde en

Önemli boşanma sebebi alkol kullanımı iken, Azerbaycan’da eşlerin çocuk sahibi

Olamamasıdır. Bu ülke kadar sahip olduğu zenginliklerden dolayı büyük belalara ve

Yoksulluğa maruz kalmış başka bir petrol ülkesi yoktur. Tüm bu problemlerin çözülebilmesi

İçin uluslararası yârdim talep edilmeli ve B.M. nezdinde girişimde bulunulmalıdır. Çünkü

Bölge ülkelerinin kendi kaynakları ile bu meselelerin üstesinden gelmeleri mümkün değildir.

Ortak sorunları ancak yardımlaşma ile çözmek mümkündür. Yukarıda anlattıklarımızdan şu

Sonucu çıkarmak mümkündür: “Orta Asya'da uyum bütünleşmenin olup olmayacağının değil, nasıl Olacağının tartışılması gerekmektedir.” Zaten, bu gerekliliğin bir sonucu olarak Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, birleşme yolunda somut bir adım atmış ve Merkezi Asya Topluluğu’nu kurmuşlardır. Türk Birliği veya onun nüvesi olarak kabul edilebilecek olan Merkezi Asya Topluluğu’nun Türk Birliği kurulmasına ne yönde tesir edeceği Azerbaycan ve özellikle de Türkiye ile ilişkilerine bağlı bulunmaktadır.



Kuracağımız Türk Birliği Nasıl Bir Yol İzlemelidir.

Yapılacak çalışmalar:

  • Dilde Birlik ve Alfabe Birliği: Türk Dünyası Dil Kurumu kurulmalı ve ortak bir dil sözlüğü ortaya çıkarılmalıdır.
  • Ortak kültür Antlaşması: Gerek doğrudan ve gerekse dolaylı olarak sömürülen Türk Dünyası, kültür bakımından da Sömürülmektedir. Bugün Türk İnsanı’nın en muzdarip olduğu konu kültür yozlaşmasıdır. İngiliz, Amerikan, Rus ve Çin kültürlerinin etkileri altında inleyen Türk Dünyası, bir türlü öz kültürüne kavuşamamıştır. Kültür yozlaşmasının önüne geçilmelidir. Bunun için de, Türk Ülkeleri, kendi arasında ortak Kültür Antlaşmaları imzalamalı ve kültür alış-verişini sağlamalıdır.
  • Türk Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı: Türk Ülkeleri’nin tarımı, hayvancılığı, madenleri ve sanayisi farklı gelişme içindedirler. Ülkeler birbirlerine destek verdiği sürece, iktisadi bir bütünlük görülmektedir. Gerçi bu bütünlüğü bozmak için, bugün A.B.D, İngiltere, Fransa, Almanya, Sovyet Rusya ve Çin gibi sömürgeci ülkeler, var güçleriyle çalışmaktadırlar. Türk Dünyası’nın ekonomik sömürüsüne karşı, tüm Türk Dünyası’nın halkları elbirliği yapmalıdır. Bu nedenle; en kısa sürede “Türk Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı” (TÜRKET) kurulmalıdır.
  • Türk Dünyası Bilim ve Teknik Kurultayı: Özlü bir ifadeyle, günümüz Türk Dünyası’nda beyin sömürüsü had safhaya ulaşmıştır. Türk Ülkeleri, bilim ve teknik yönünden birbirlerinin eksiklerini tamamlayabilirler. Bu amaçla “Türk Dünyası Bilim ve Teknik Kurultayı” oluşturulmalıdır.
  • TÜRK DÜNYASI SAVUNMA PAKTI:Dünya barışına ve Orta doğu meselelerini çözecek güçte güçlü bir savunma paktı olacaktır.
  • Dış Türkler Bakanlığı ve Enstitüsü
  • TÜRK BİRLİĞİ YÜKSEK KONSEYİ, TÜRK BİRLİĞİ PARLAMENTOSU
  • TÜRK BİRLİĞİ ORTAK PAZARI KURULMALIDIR
  • TÜRK BİRLİĞİ SOSYAL YARDIMLAŞMA FONU KURULMALIDIR
  • TÜRK BİRLİĞİ ORTAK PARA BİRİMİ KULANMALIDIR
  • TÜRK BİRLİĞİNDE VİZE VE PASPORT UYGULAMASI KALDIRILMALIDIR
  • TÜRK BİRLİĞİ OLİMPİYATLARI YAPILMALIDIR
  • GÜMRÜK DUVARI KALDIRILARAK GÜMRÜK BİRLİĞİ SAĞLANMALIDIR.
  • TÜRK BİRLİĞİ MİLLİ MARŞI VE BAYRAĞI OLMALIDIR.
  • TÜRK BİRLİĞİ HABER AJANSI KURULMALIDIR.
  • TÜRK BİRLİĞİ MERKEZ BANKASI KURULMALIDIR.
  • TÜRK BİRLİĞİNİ TANITMA VAKFI KURULMALIDIR.
  • TÜRK BİRLİĞİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI KURULMALIDIR.
  • TÜRK BİRLİĞİ REKTÖRLER KONSEYİ KURULMALIDIR.




  • Türk Dünyası Eğitim ve Kültür Birliği Ortak bir proje programı içerisinde; Okul öncesi öğrenim çağı, İlköğretim çağı, Ortaöğretim çağı, Yükseköğretim çağı ve Uzaktan eğitim yolu ile öğrenim görenler başta olmak üzere, bir gruplandırma yapılarak bu süreç uygulamaya konulmalıdır. Ayrıca, Türk dünyasında her kademede, her yaş çağındaki insanları Ortak Türk Birliği anlayışı içerisinde; Türk Kültürü, Türk Dili, Türk Tarihi, Bilgisayar Kullanımı, Türk Üniversitelerinde Teknoloji Paylaşımı, Teknik ve Mesleki Eğitim ve Türk Dayanışması anlayışı içerisinde, eğitim ve eğretim amacıyla ortak paydalarda birçok konular etrafında bir eylem planı gerçekleştirilebilir.
    Türk-İslam âlimlerinin adları verilerek, hazırlanacak olan



Eğitim ve Kültür Programı eylem planına meselâ; 1. İbni Sina:

Türk dünyasının Okul öncesi, İlköğretim ve Ortaöğretim çağındaki çocuklarının ortak çerçevede öğrenimi

2. Yusuf Has Hâcip:

Yükseköğretim çağındaki gençlerin ortak müfredatlarda öğretimi

3. Ahmet Yesevî: Hayat boyu öğrenme yani yetişkin kuşakların eğitimi Türklük bilincinin kazandırılması

4. Kaşgarlı Mahmut: Türklerin ortak bir alfabe ve Türk Dilinin kullanımı öğretimi

5. Buhari: Türk Kültürünü ve Tarihini Avrasya ve Dünyaya tanıtma öğretimi

6. Farabi: Eğitim uzmanları ve karar vericilerin ortak eğitimi

7. Ali Kuşçu: Türklerin Yükseköğretimde iş birliği amaçlı programı

8. Harezmî: Türklerin Eğitimde bilgi ve iletişim teknolojileri programı, 9. Mevlana: Türklük şuurunu ve insan sevgisinin bütün Türklere kazandırılması eğitimi, adı verilebilir. Bu amaçla bir komisyon oluşturulmalıdır. Bütün Türkleri hedefleyen sadece Türk Kültürü Eğitim ve Öğretim Programı projesi çerçevesi içerisinde oluşturulan akademik ve bilimsel kurullar bunun alt yapı çalışmalarını başlatmalıdır. Bu somut proje dâhilinde dokuz eylem planı uygulamaya konulmalıdır.
Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri arasında eğitim ve kültür konusunda; Türk Dünyası Araştırma Merkezleri artırılmalı, Türk Dünyası Kültür Stratejisi Belirlenmeli


Türk Dünyası Kurultaylarının devamı sağlanmalı, Türk Kültür Mirası tespit edilmeli

Türk Dünyası İstatistik Merkezi kurulmalı

Türk Dünyası Bilim ve Teknik Kurultayı oluşturulmalı

Türk Dünyası Dil Kurumu kurulmalı ve Türk devletleri arasında bilimsel kongreler artırılmalıdır.





Şanlı Türk Tarihi üzerine, barış, sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik

Kokan Türk Dünyası Coğrafyası’nı, Türk Birliğini inşa etmek, Türk Dünyası gençliğinin en büyük gayesi olmalıdır.

ÇáÑÌæÚ Çáì ÃÚáì ÇáÕİÍÉ ÇĞåÈ Çáì ÇáÃÓİá
HASAN YAR
ÚÖæ ÌÏíÏ
ÚÖæ ÌÏíÏ
avatar

ÇáÌäÓ : ĞßÑ äŞÇØ : 2553
ÇáÓøñãÚóÉ : 0
ÊÇÑíÎ ÇáÊÓÌíá : 15/07/2010
ÇáÚãÑ : 46
ÇáãæŞÚ : hatay

ãõÓÇåãÉãæÖæÚ: ÑÏ: TÜRK BİRLİĞİ HAREKETİ   ÇáÓÈÊ íæáíæ 17, 2010 1:05 pm

TÜRK BİRLİĞİ

BOZKURT ATATÜRK diyor ki;
Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir.
Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İste o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli
ÇáÑÌæÚ Çáì ÃÚáì ÇáÕİÍÉ ÇĞåÈ Çáì ÇáÃÓİá
HASAN YAR
ÚÖæ ÌÏíÏ
ÚÖæ ÌÏíÏ
avatar

ÇáÌäÓ : ĞßÑ äŞÇØ : 2553
ÇáÓøñãÚóÉ : 0
ÊÇÑíÎ ÇáÊÓÌíá : 15/07/2010
ÇáÚãÑ : 46
ÇáãæŞÚ : hatay

ãõÓÇåãÉãæÖæÚ: ÑÏ: TÜRK BİRLİĞİ HAREKETİ   ÇáÓÈÊ íæáíæ 17, 2010 1:06 pm

Türk Dünyası'nın Bütünleşmesi Nasıl Olmalıdır?


Türk Dünyası'nın Bütünleşmesi Nasıl Olmalıdır?




Türk Dünyası'nın Bütünleşmesi Nasıl Olmalıdır?



1) Anadolu Türkleri ile Dünyanın her köşesindeki Türklerin bütünleşmesi “Türk Dünyası”nın bir numaralı milli hedefi olmalıdır.



2) Anadolu Türkleri (Türkiye) ise, Türk Dünyasının “beyni” ve İslam Dünyasının “kalbi” durumundadır.



3) Türk Dünyasının bütünleşmesi, İslam Dünyasının birleşmesinin itici gücü ve ona yön veren kılavuzu olmalıdır.



4) Anadolu Türkleri ile Anadolu dışındaki Türkler eşdeğerde, aynı kıymette ve hiç birinin ihmali mümkün olmayan bir bütünün aynı özelliğini taşıyan unsurlarıdır.



5) Anadolu'da yaşayan Türkleri, tarih boyunca güçlü olduğu zaman Anadolu dışındaki Türkler ve bütün Müslümanlar (İslam Dünyası) huzur, refah ve güvenlik içinde olmuşlardır. Anadolu'da Türk Devletleri zayıflayınca ve birbirleriyle boğuşturulunca, Türk ve İslam Dünyası, Hıristiyan Batı, Siyonizm, Rus, Hindu, Çin, Yunan, Sırp velhasıl sayısız emperyalist güçlerin esareti altında sömürülmüş, soykırıma maruz kalmış ve tarihin en karanlık günlerini yaşamışlardır.



6) Bu gün de Türk İslam Dünyası, sözde ve şekilde kalan bağımsızlıklarına rağmen ekonomik, kültürel hatta siyasi esaret altındadırlar.



7) Yalnız Türk Dünyasını değil İslam Dünyası'nı da yukarıda sayılan emperyalist güçlerin esaretinden ve sömürüsünden kurtaracak en güçlü aday “TÜRKİYE” dir.



8- Türkiye, istese de istemese de, Türk ve İslam Dünyası'nın lideri olmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyetten ve tarihi görevden kaçtıkça, gaileler ve felaketler zinciri artarak perişan olmaya mahkumdur.



9) Türkiye Türk ve İslam Dünyası'nın sıkıntılarını ve sevinçlerini paylaşıp, onlara hizmeti manevi bir görev kabul ettiği an, Türkiye'nin yıldızı milletlerarası platformda parlayacak; süper güç olarak itibar görecektir.



10) Türkiye her bakımdan güçlü olmaya, Türk Dünyası ile bütünleşerek İslam Dünyası'na yakınlaşmaya mecbur ve hatta mahkumdur.



11) Türk ve İslam Dünyası'nın meselelerine ilgi göstermek, çilelerini paylaşmak, ne ümmetçilik, ne de kavmiyetçiliktir. Aklın gereği ve tarihin zaruretidir.



12) Türkiye, başta ABD ve AT (Almanya) olmak üzere süper ve emperyalist güçler ve bunların güdümündeki komşularımız tarafından giderek daralan bir tehdit ve husumet çemberi içindedir. Bu çemberi kırma, iç hattan dış hatta kuşatılmışlıktan kurtulup, kuşatan duruma gelmesi için Türk Dünyası ile bütünleşip İslam Dünyası'na yakınlaştırılıp onların desteğini almaya mahkumdur.



13) Dış Türkler Bakanlığı ve Enstitüsü acilen kurulmalıdır.



14) Türk Dünyası'nın iç ve dış meseleleri, aylık dergi ve ilmi yayınlarla tartışılmalıdır. Kendi meselelerini tartışan, kafa yoran ve gündeme getiren ülkeler daima karlı çıkmışlardır. Türkiye'de yapılan bu konudaki çalışmalar, gelecek için ümit kaynağıdır.



15) Türk Dünyası'nın müşterek ve her birinin kendisine ait milli hedefleri, milli stratejisi ve milli dış politikası ve ortak noktalarla, kesişen noktaları acilen tespit edilmelidir.



16) Her yıl dünyadaki bütün Türkleri eşit olarak temsil eden KURULTAY, her Türk toplumunu devamlı temsil eden (Türk Dünyası'nın hükümeti görevini ifa eden) TÜRK DÜNYASI YÜKSEK KONSEYİ ve nüfusa göre sayısı belirlenmiş ve seçimle gelen TÜRK DÜNYASI PARLAMENTOSU acilen kurulmalıdır.



17) Türk Dünyası'nda haberleşme, ilmi yayın ve her türlü işbirliğini temin için tek bir MÜŞTEREK ALFABE acilen kabul



edilmelidir.



18) Türk Dünyası'nda üst edebiyat dili olarak “İSTANBUL LEHÇESİ” kabul edilmelidir.



19) Arap Birliği İslam Konferansı Teşkilatı, İngiliz Milletleri Topluluğu (Common Wealth) ve diğer birliklerin statüleri incelenerek, bütün Türk Topluluklarına, iç işlerinde tam bağımsız olmak kaydıyla bir birlik anlaşması hazırlanarak “TÜRK DÜNYASI BİRLİĞİ” kurulmalıdır.



20) Türk Dünyası'nı teşkil eden topluluk ve ülkeler arasında “TÜRK BİRLİĞİ” kurulmalıdır. Bu birlik başta kültürel ve ekonomik olmak üzere her türlü iş birliği ve yardımlaşma teşkilatı ya da federasyonu veya Konfederasyon çatısı altında kurulacak ihtisas kuruluşlarıyla en üst seviyeye getirilmelidir.



21) Ve gerekli ortam temin edilince, en kısa zamanda “TÜRK DÜNYASI ORTAK PAZARI” kurulmalıdır.



22) Türk Dünyası Sosyal Yardımlaşma Fonu kurulmalıdır.



23) Türk Dünyası'nda ortak para birimi kullanılması için ön hazırlıklar başlatılmalıdır.



24) Türk Dünyası'nda vize ve pasaport uygulaması kaldırılmalıdır.



25) Türk Toplulukları arasında Türk Dünyası olimpiyatları 3 yılda bir yapılmalıdır.



26) Tespit edilen süre içinde ve belirli şartlarla Türk Dünyası Arasındaki “Gümrük Duvarı” kaldırılmalıdır.



27) Türk Dünyası'nın ve mensuplarının “hilal” ve yıldızlı milli bayrakları, milli marş ve milli kıyafetleri tespit edilmelidir.



28) Başta ABD ve Rusya'nın baskısıyla Türk Dünyası'nda uygulanan doğum kontrolü ve nüfus planlaması, Türkiye başta olmak üzere derhal kaldırılarak Türkiye'nin 100 milyona ve Türk Dünyası'nın 500 milyona ulaşması milli hedef olarak tayin



edilmelidir.



29) Dış Haber Ajansları her türlü haberleri kendi ideoloji ve menfaatlerine göre verdiğinden, acilen TÜRK DÜNYASI HABER AJANSI kurulmalıdır.



30) Türk Dünyası'ndaki her türlü para işlemlerinin kolaylık akışı için TÜRK DÜNYASI BANKASI kurulmalıdır.



31) Dünyanın muhtelif bölgelerinde yaşayan Türk ve Müslüman azınlıkların her türlü insani hakları, din, dil, kültür ve (milli-dini) varlıklarını (mevcut ikili, milletlerarası anlaşmalar, AGİK, Helsinki Nihai Senedi vesaire) hukuk statüleri ve anlaşmaların himayesinde kullanılması temin edilmelidir. Ezilen Müslüman ve Türklerin hakları savunulmalıdır.



32) Türk dünyası'na dahil toplulukların öğrencilerine burs vermek bu ülkeler arasında yakınlaşmayı ve bilgi akışını temin edecek “TÜRK DÜNYASI ÜNİVERSİTESİ” kurulmalıdır.



33) Türk Dünyası'nda yaşayanların milli ve manevi değerlerini, örf ve adetlerini, dini inançlarını ve milli kimliklerini muhafaza ve geliştirmek, milli hedef olmalıdır.



34) Türk Dünyası'nın bütün üyeleri birbirinin sınırlarının muhafazasını taahhüt etmelidir.



35) Türk Dünyası Askeri ittifakı kurulmalı ve birine yapılan kasıt bütün Türk Dünyasına yapılmış sayılmalıdır.



36) Henüz bağımsızlığına kavuşmamış Türk ülkelerindeki Türklerin yabancılarla evlenmesi ve göçü engellenmelidir. Ve bu toplulukların da bağımsızlığı için her türlü destek sağlanmalıdır.



37) Türk Dünyası'nın unsurları arasında ortak yatırım, kredi ve teknoloji akışı ve ticari münasebetleri en üst seviyeye çıkarılmalıdır.



38) Türk Dünyası mensupları arasında silahlı mücadele ve silaha başvurma kesin olarak önlenmeli dir.



39) Bütün faaliyetleri birleştirici karakterde olmalı ve asla İslamiyet'e aykırı düşmemelidir.



40) Türk Dünyası ülkeleri arasında “turizm” geliştirilmeli, bu ülke halkları arasında evlilik, ticaret ve birbirinde misafir edilerek, kaynaşma en üst seviyeye getirilmelidir.



41) Türk Dünyası'nı Tanıtma Vakfı kurulmalıdır.



42) 74 yıl komünizm esareti altında yaşayan toplulukların İslamiyet'i öğrenme ve Cami, Kur'an Kursu, okul yapımı, türbe tamiri gibi hususlardaki her faaliyet maddi ve manevi bakımdan desteklenmelidir.



43) Türk Dünyası'nın meselelerini dünya kamuoyuna anlatmak için basın, yayın, televizyon ve her türlü propaganda araçlarından en geniş ölçüde istifade edilmelidir.



44) Her ülkedeki, münhasıran ABD ve AT ülkelerinde yaşayan Türkler kendi aralarında güçlü lobiler kurmalı ve bu ülkede yaşayan Müslümanlarla işbirliği yaparak, Türk ve İslam Dünyası'nın meselelerine lobi desteği sağlanmalıdır.



45) Her türlü eser, bilgi, teknoloji, arşiv, kütüphane bilgileri müşterek bilgisayar ağı ile aynı anda bütün Türk Dünyası'na ulaştırılmalıdır.



46) Türk Dünyası'nın ekonomik açıdan dünyanın en büyük süper gücü olması için, muhtelif kuruluşlar teklif ve stratejiler hazırlamalıdır.



47) Kara, deniz ve hava ulaşım ağı bütün Türk Dünyası'nı birbirine bağlayacak şeklinde geliştirilmelidir.



48) Türk Dünyası Televizyonunda yabancı kültürlerin ürünleri asla gösterilmemelidir; Türk İslam şuuru aşılanan programlar esas alınmalıdır.



49) Türk Dünyası'nın en ücra köşesinden Türk Dünyası'nın hatta dünyanın her köşesi ile konuşulabilecek bir haberleşme ağı kurulmalıdır.



50) Bütün meselelerin hallinde ve Türk Dünyası'nın bütünleşmesinde esas itici güç; milli birliktir. Herkes kısa vadeli ve şahsi menfaatlerini bir kenara koymak zorundadır.



51) Lozan'dan sonra Türkiye ile Türk-İslam Dünyası arasında örülen buzdan duvar eritilmelidir.



52) CIA, KOB, MOSSAD ve diğerlerinin tuzaklarına düşülmemelidir. Türk Dünyası için müşterek bir istihbarat teşkilatı kurulmalıdır.



53) Türkiye Batı ile Bütünleşmek gibi çağdışı politikaları terk etmelidir.



54) Çok partili demokrat rejim kurulmalıdır. Bu rejimi tehlikeye sokan senaryolar bertaraf edilmelidir.



55) Gençleri tehdit eden uyuşturucu alışkanlığı, alkol, kumar, israf, fuhuş, cinsi sapıklık ve her türlü kötü alışkanlıklarla mücadele edilmelidir. Türk Milletini ayakta tutan sağlam aile yapısını dejenere eden her türlü kötülük önlenmelidir.



56) Savaş felaketinden korunmak, savaşa hazırlanmakla mümkündür. Türk Dünyası en modern silahları ihtiva edecek şekilde Savunma Sanayini kurmalıdır.



57) Türk Dünyasını teşkil eden ülkelerin “milli ordusu” ve “Türk Dünyası Ortak Güç”ü düşmanın yüreğine korku verecek şekilde (güçlü) olmalıdır.



58) Hıristiyan Batı kültür potasında eriyen bazı aydınlar, artık milli ve manevi değerleri hor görmeyi bırakıp, milletle barışmalı ve Batı'nın firma temsilciliğini terk etmelidirler. Japonya'nın başarısı milli kültüründen taviz vermemesi ve entellektüel halk ile bütünleşerek onlara önderlik etmiş olmasından kaynaklanmaktadır.



59) Çağdaşlaşmak, asla batılılaşmak ve İslamiyet'ten kopmak değildir. Aksine milli ve manevi değerlerine sahip olarak asrımızın en ileri teknolojisi, ilim ve metotlarına sahip olmaktır.



60) Türk Dünyası'nın asıl güç kaynağı, milli ve manevi değerleri ile İslamiyet'ten kaynaklanan sağlam aile yapısıdır. Türk Dünyası'ndaki milli eğitim gerçek milli olmalıdır.



61) Ekonomik bağımsızlığa sahip olmayanlar gerçek ölçüde siyasi bağımsız olamaz. Sanayi, tarım, hizmet ve her sahada gelişme en üst seviyeye getirilmelidir.



62) Son birkaç asırda takip edilen taviz politikası terk edilmelidir. Dinini, dilini ve milli-manevi değerlerini kaybeden milletler tarihten silinmeye mahkumdurlar.



Elbette bunlar sadece; önemli olanlardır. Netice olarak Türkiye'nin ve Türk Dünyası'nın kurtuluşunun reçetesi şudur:



1) Türk Dünyası bütünleşmeli ve İslam Dünyası ile yakınlaşmalıdır.



2) Milli ve manevi değerlerine sahip ve maddeten güçlü olmalıdır.



3) Diğer kültürlerin ve bilhassa Batı kültürünün esaretinden kurtulmalıdır.



63) AVRASYA televizyon kanalında Türk Dünyası'nı teşkil eden bütün topluluklara hitap edecek ortak yapımlar gösterilmelidir. Bu kanal, tamamen milli ve manevi değerleri güçlendirici ve sağlam Türk Aile yapısını takviye edici mahiyette olmalıdır. Türk İslam kültürü dışındaki programlarla asla yer verilmemelidir. Başta ABD olmak üzere süper ve emperyalist güçlerin bu kural vasıtasıyla Türk Dünyasını dejenere etmesine asla müsaade edilmemelidir.



64) Türk Dünyası'nın her birinin milli bayramları ve hepimizin dini bayramı olan (Ramazan ve Kurban Bayramı)ndan başka, Türk Dünyası'nın müşterek milli bayramı, Sevgili ve Şerefli Peygamber Efendimizin (SAV) doğum günü MEVLİD KANDİLİ olmalıdır. Ve bu gün bütün Türk Dünyasında milli bayram olarak kutlanarak, Türk Dünyası, Sevgili ve Şerefli Peygamber Efendimizin Sevgisi ve şahsında kenetlenmelidir.



65) Türk Dünyasında halkın yüzde yüz okur-yazar olması hedef



olmalıdır. (Azerbaycan bu hedefe ulaşmıştır.)



66) Her ülkenin tapu senetleri olan tarihi Türk ve İslam eserlerinin onarımı için müşterek bir fon kurulmalıdır.



67) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Türk ve İslam Dünyası'nı temsil eden daimi üye yoktur. (ABD- Rusya-İngiltere-Fransa-Çin)'e ilaveten ve bunların haiz olduğu haklara sahip olarak Türk Dünyası'nı Türkiye; Arap Dünyasını temsilen Mısır ve diğer İslam ülkelerini temsilen Pakistan ve Endonezya daimi üye statüsüne sahip olmalıdır.



68) Türk Dünyasını tercih eden ülkeler arasında hukuk birliğine gidilmelidir.



69) Türk Dünyasının bütün okullarında Milli Tarih ve Milli Coğrafya hariç diğer bütün derslerde müfredat birliğine gidilmelidir.



70) Genel Türk Tarihi yeniden yazılmalıdır.



71) Türk Dünyası Bilimler Akademisi kurulmalıdır.



72) Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin ve henüz bağımsız olmayan diğer Türk topluluklarının devlet başkanı ve liderleri en geç 3 yılda bir zirve toplantısı ile bir araya gelmelidir.



73) Bağımsız Türk Cumhuriyetleri Devlet Başkanları Konseyi kurulmalı ve her yıl en az 1 defa toplanmalıdır.



74) Bağımsız Türk Cumhuriyetleri Devlet Başkanları Konseyinde 1 yıl süre ile sıra ile biri başkanlık görevi yapmalıdır.



75) Türk Dünyasındaki hukuki ihtilafları halletmek üzere “Türk Dünyası Adalet Divanı” kurulmalıdır.



76) 16. maddede ifade edilen Türk Dünyası Parlamentosunu teşkil eden ve seçimle iş başına gelen üyeler İSTANBUL'da görev süreleri boyunca devamlı faaliyet halinde olmalı ve Türk Dünyası'nın meselelerinin halli için gayret göstermelidir.



77) Türk Dünyası'nın Türk Birliğinin merkezi İSTANBUL



olmalıdır.



78) Türk Dünyası'nda yaşayanlar dilediği yerde oturabilmeli, işyeri kurabilmeli ve mülk sahibi olabilmelidir.



79) Bütün Türk dili ve lehçelerini bir arada ihtiva eden bir lûgat hazırlanmalıdır.



80) Türk Dünyası kütüphaneleri dünyanın en zengin ilim hazinelerine sahiptir. Bu eserle çoğaltılmalı, bu günkü konuşma diline çevrilerek asırlardır gizli bir hazine halinde saklı duran bu ilim deryası, Türk ve İslam Dünyası'na ve bütün dünyanın istifadesine açılmalıdır.



81) Türk Dünyası'ndaki bütün tarihi eserler ile müzelerinde bulunanların dökümü yapılmalı ve kataloglar halinde Türkçe, Arapça, İngilizce ve münasip görülen dillerde dünya ilim adamlarının gözleri önüne serilmelidir.



82) Bütün çalışmalarda Rıza-l İlahi, ihlas, iyi niyet, hoş görü, karşılıklı anlayış ve karşılıklı fedakarlık esas olmalıdır.



83) “Türk Dünyası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü kurularak, Türk Dünyası'nın geleceği ile ilgili yöneticilere yön verilmelidir.



84) Türk Dünyası'nda etnik, mezhep ve her çeşit bölücü faaliyetlerin kaynakları kurutulmalıdır. İslamiyet'in birleştirici vasfından azami ölçüde istifade edilmelidir.



85) Türk Dünyası'ndaki folklor, örf ve adet vesair çeşitlilik, bir kültür zenginliği olarak kabul edilerek, her topluluğa azami hürriyet sağlanmalıdır.



86) Her topluluk kendi içişlerinde tam bağımsız; örf ve adetlerinde tam bir hürriyete sahip olup, İSLAM VE TÜRK şuuru etrafında kenetlenmelidir.



87) Türk Dünyası'nın birliği için 5 ana faktör şarttır:



a) İslam'ın birleştirici özelliği,



b) ALİMLERİN ilmi,



c) YÖNETİCİ (ümeranın) adaleti,



d) Zenginlerin cömertliği ve iş adamlarının dürüstlüğü,



e) Fakirlerin sabır ve duasıdır… Bunlar temin edilemedikçe “Türk Dünyası Birliği” buz ya da kar üzerine yazılan yazı gibi



eninde sonunda yok olmaya mahkumdur.



BİLİNMESİ GEREKENLER: HEMPHER'İN İTİRAFLARINDAN



1710 yılında Müslüman memleketlerini parçalamak için gönderilen İngiliz Casusu Hempher'in hatıralarında Osmanlı Devleti'nin nasıl yıkılacağı maddeler halinde sıralanmıştır. Bazıları şöyledir:

Buhara'nın İslam olan kısımlarını, Tacikistan, Ermenistan, Horasan ve etrafını istila etmek için Rus Çarı ile çok iyi bir ittifak ve yardım anlaşması kurmamız lazımdır.

İslam, hem içinden hem de dışarıdan yıkmaya mahsus umumi bir plan hazırlamak için, Fransa ve Rusya ile büyük anlaşma içine girmemiz lazımdır.

Türk-İran hükümetleri arasına çok şiddetli fitne ve ihtilaf sokup, her iki tarafa milliyetçilik ve ırkçılığı aşılamak lazımdır.

İslam memleketlerinden bazı parçaları, Müslüman olmayanların eline vermek lazımdır.

İslam bünyesinde, tahrif edilmiş din ve mezhepler uydurmak lazımdır.

Zina, homoseksüellik, içki ve kumar ile Müslümanların arasına fesat tohumları saçılacaktır.

Mümkün ise, Müslümanların liderlerini, Müslüman olmayanlardan seçmeliyiz.

Kur'an ve sünnetin lisanı olan fasih arapçayı yok etmeye çalışmak lazımdır.

Casus kölelerimizi, idarecilere satıp hanım ve çocukları yoluyla idarecileri ele geçirmek lazımdır.

İslam memleketlerinde kilise, okul, hastane, kütüphane ve hayır cemiyetleri açmalıyız.

Kızlı erkekli bütün Müslüman gençlerin kafasını karıştırıp dinleri hakkında şüphe ve tereddüte düşürmeliyiz.

Gelir kaynakları ve ziraat sahaları bozulmalıdır.

İnsanlar namaz kılmaktan, çalışmaktan nefret ettirilip tembellik yaygınlaştırılacak, oyun ve uyuşturucu kullanma yerleri açılacaktır.









(İngiliz Casusunun itirafları ve İngilizlerin İslam Düşmanlığı 54-56)



89) Emperyalist güçler ve bunların Türk Dünyası'ndaki ideolojik kültür veya menfaat temsilcileri, Hıristiyan Batı ve Siyonizm'in yan kuruluşları durumundaki kurum ve teşkilatlar öyle bir düzen kurmuşlardır ki Türk Dünyası'nın muhtelif unsurları birbirinin dertlerini ve sevinçlerini paylaşmak şöyle dursun, birbirini tanımıyorlar bile!… Kaldı ki paylaşılan sevinçler artar, paylaşılan sıkıntılar ise azalır.



90) Türk Dünyası'nı teşkil eden ülke ve toplulukları bir daha arz ediyorum. Dünya'da Türk topluluklarının tablosu genel hatlarıyla şöyledir:



1- BATI TÜRKLERİ:



A- TÜRKİYE



B- AZERBAYCAN



C- İRAN 1) Azeri 2) Kaşkay 3) Afşar 4) Kaçar 5) Şahseven 6) Karapapah 7)Hamse 8- Kengerli 9) Karadağı 10) Horasani – Boçağçi 11) Karayi 12) Türkmen 13) Halaç 14) Karakoyunlu



Ç- IRAK 1) Musul 2)Kerkük 3)Süleymaniye



D- SURİYE 1)Halep Türkmenleri



E- KIBRIS VE ONİKİ ADA TÜRKLERİ



F- BALKAN TÜRKLERİ 1) Batı Trakya (Yunanistan) 2) Bulgaristan 3) Makedonya 4) Kosova 5) Bosna-Hersek 6) Arnavutluk 7) Sancak 8- Dağılan Yugoslavya'nın diğer bölgelerindeki Türkler (Voyvadin-Karadağ-Sırbistan) 9)Romanya a) Anadolu Türkü b) Kırım Nogay Tatarları



G-AHISKA (MESKET) TÜRKLERİ



2- DOĞU AVRUPA TÜRKLERİ:



A- KAFKASYA TÜRKLERİ 1) Karaçay Malkar 2) Kumuk 3) Nogay 4) Stavropol Türkmenleri 5) Çeçen-İnguş



B- İDİL-URAL TÜRKLERİ 1) Kazan 2) Başkurt 3) Mişer 4) Çuvaş C- KIRIM TÜRKLERİ



Ç- KARAİM TÜRKLERİ



D- GAGAVUZ TÜRKLERİ



3- TÜRKİSTAN TÜRKLERİ:



A- ÖZBEK



B- KAZAK



C- KIRGIZ



Ç- TÜRKMEN



D-TACİK



E- KARAKALPAK



F- AFGANİSTAN 1) Özbek 2) Kırgız 3) Tacik 4) Kazak 5) Türkmen



G- DOĞU TÜRKİSTAN 1)Uygur 2) Kazak 3) Kırgız 4) San Uygur H-MOĞOLİSTAN



4- ALTAY VE SİBİRYA TÜRKLERİ:



A- YAKUP 1) Dolgan



B- ALTAY



C- HAKAS



Ç- TUVA



D- TELEVÜFETOBOL



E- BARABA TATARLARI



H- KOYBAL



I-SABİR



91) Vatanlarından başka ülkelere göç etmek zorunda kalan Türk



topluluklarının yaşadığı ülkeler ise;



1- KIRIM TÜRKLERİ (Türkiye, Özbekistan, Polonya, Romanya, Dobruca, Amerika)



2- KAZAN TÜRKLERİ (Türkiye, Finlandiya, Japonya, Amerika, Doğu Türkistan, Batı Türkistan)



3- MİŞER TÜRKLERİ (Finlandiya)



4- KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİ (Türkiye, Suriye, Amerika, Özbekistan, Kazakistan)



5- NOGAY TÜRKLERİ (Türkiye, Romanya, Dobruca)



6- KARAİM TÜRKLERİ (Ukrayna, Polonya)



7- TÜRKİSTAN TÜRKLERİ (Türkiye, G.Arabistan, Amerika)



8- AHISKA – MESKET TÜRKLERİ (Özbekistan)



9- GAGAVUZ TÜRKLERİ (Romanya, Bulgaristan, Kuzey Kafkasya)



92) Türk Dünyası birbirini gayet yakın ve ileri ölçüde tanımalı ve kaynaşmalıdır.



93) Türkiye'nin ABD ve AT'nin kendisine verdiği taşeronluk görevi ile Türkiye dışındaki Türklere Batı kültürünü ihraç etmesi, Türk Dünyası'nın dejenere olmasına sebep olur. Bu ise Türk Dünyasına ihanet olur. Türk Dünyası aslına yani kendi öz kültürüne dönerek, milli ve manevi değerleri kültürünün temeli ve itici gücü yapmalıdır.



94) Türk Dünyası'nın yeniden organizasyonu yapılırken; Osmanlı'yı üç kıtaya 626 yıl (6,5 asır) hakim kılan ve ayakta tutan özellikleri ile onu Sevre götüren yanlışlıkları tespit edilmek suretiyle Osmanlı Modeli'nden azami derecede faydanılmalıdır.



Bu hayati işlem göz önüne alınmaksızın sadece Batı'yı taklit yoluna girilirse, bu hal ve tutum Türk Dünyası'nın sebep-i felaketi olur.



95) Zamanımızda maalesef güçlü olan haklıdır kıstası geçerlidir. Türk Dünyası maddi açıdan da çok güçlü olmaya mecburdur hatta mahkumdur.



96) Türk Dünyası'nı teşkil eden ülkelerin çeşitli müesseseleri meslek ve sosyal kuruluşları ve her türlü kuruluşlar arasında azami işbirliği ve standardizasyona gidilmelidir.



97) Beynelmilel ve gizli gerçekte Hıristiyan Batı ve Siyonizm'e hizmet eden kuruluşların Türk Dünyası'nı dejenere etmesi ve yönetici kadrolarına sızması kesin olarak önlenmelidir.



98) Milletlerarası faaliyetlerde bağımsız Türk ülkeleri en geniş ölçüde işbirliği ile tek bir vücut gibi hareket etmelidir.



99) 21.'inci asrın Türk Dünyası'nın asrı olacağı gerçeği tabandan tavana kadar bütün Türklerin müşterek hedefi ve şu anın “Kızılelma”sı olmalıdır.



100) Bu güne kadar Türk Dünyası'nın başına gelen her felaketin ana sebebi Bölünmek idi Bundan sonra birlik ve beraberlik ve Türk Dünyası'nın bütünleşmesi Türk…
ÇáÑÌæÚ Çáì ÃÚáì ÇáÕİÍÉ ÇĞåÈ Çáì ÇáÃÓİá
HASAN YAR
ÚÖæ ÌÏíÏ
ÚÖæ ÌÏíÏ
avatar

ÇáÌäÓ : ĞßÑ äŞÇØ : 2553
ÇáÓøñãÚóÉ : 0
ÊÇÑíÎ ÇáÊÓÌíá : 15/07/2010
ÇáÚãÑ : 46
ÇáãæŞÚ : hatay

ãõÓÇåãÉãæÖæÚ: ÑÏ: TÜRK BİRLİĞİ HAREKETİ   ÇáÓÈÊ íæáíæ 17, 2010 1:08 pm


TÜRK DÜNYASI

Geleneksel Türk Sporları


Tarihi Mirasımız olan Geleneksel Türk sporlarımız

Türk milletini diğer milletlerden ayıran önemli unsurlarından Birisi de Türk halk kültürüdür. Türk halk kültürü Türklerin göçüp Yerleştikleri devlet kurup yaşadığı bütün ülkeleri kapsamakla Birlikte, Anadolu’da geleneksel yaşamı sürdüren Türkler Yüzyıllar boyunca kendi dil, kültür ve beğenileriyle oluşturup Yaşattıkları kültürün ortak adıdır. Türklerin yaşadıkları yerlere ve Kültürel yapıya ait spor ve bedensel faaliyetler de Türk halk Kültürünün önemli unsurları arasındadır. Türklerde yapılan belli başlı sporlar incelediğimizde; Uzak Doğu’dan Mezopotamya’ya, oradan da Anadolu’ya uzanan kuşakta yapılmış Arkeolojik kazılara göre; 1-güreş

2- kılıç,3- okçuluk,4- atçılık,5- at Sırtında top ve sopayla oynanan çöğen/polo,6- cirit,7- mızrak, 8- gökbörü,

9- cop,10- Kralı karşılama koşusu seyirtme,11- avcılık,12- pujila/boks,13- Silahlı donanımlı yüzme,14- matrak, 15-tomak,16- taş atma,17- ağırlık kaldırma 18- silahlı donanımlı Kayak- gibi temel savaş eğitimi veren sporlar yapıldığı tespit edilmiştir. Geçmişten günümüze, kaybolan veya yaşatılmakta olan yarışmayı hoşça vakit geçirmeyi sağlayan, aynı zamanda yardım, , amaçlar taşıyabilen ve gelenekselleşerek günümüze kadar

gelen sportif faaliyetleri Geleneksel Türk sporları olarak ifade etmek mümkündür. Bu sporlar Türk toplumunun uzun yıllar süren kültürel faaliyetleri arasından süzülerek gelmişlerdir. Geleneksel Türk Sporları’da Türklerin yaşama biçimi, doğuştan getirdiği özellikleri, yaşadıkları yerlerin coğrafi özelliklerinin, yansımalarını görmek mümkündür. Geleneksel Türk sporları, temelinde dostluk, kardeşlik ve yiğitlik temalarının ön plana çıktığı görülmektedir. Geleneksel Türk sporlarının birlikteliği sağlamak ve kaynaşma amaçlı yapılan zamanın en yaygın faaliyetleri olmakla birlikte toplumsal bütünleşmeyi sağlamada önemli bir serbest zaman faaliyeti olarak yapıldığı bilinmektedir.

Ülkemizde Geleneksel Türk sporlarının faaliyetleri uygulama açısından iki şekilde yapılmaktadır. Bunlardan birincisi halkın kendi arasında (düğünler ve çeşitli önemli günler) tertip ettiği mahalli organizasyonlar, diğeri ise örgütlü bir çatı altında federasyonlara bağlı olarak sürdürülen resmi organizasyonlardır. Bu yazımızda size geleneksel sporlarımızdan ABA Güreşini tanıtacağız.

ABA GÜREŞİ


Aba güreşi ata sporumuzun tarihine baktığımızda en eski güreş türü olarak karşımıza çıkar. Tarihimizin bilinene en eski dönemlerinde İskit, saka, Uygur, kara han, Özbek, kazak Moğol ve Çağatay topluluklarında yaygın bir spor dalı aba güreşi Anadolu coğrafyasında ise Gaziantep ve Antakya yörelerinde yapılır aba güreşi dünyada özgün giysilerle yapılan ilk güreş türüdür orta Asya da mücadele ve askeri eğitim aracı olarak yapılan bu spor M.Ö 4.yy Türklerle çinilere öğretilerek bir bakıma uzak doğu yakın dövüş sporlarından olan judonun temeli atılır binlerce yıldır yapılan aba güreşi önceleri nevruz hasat yayla ve zafer şenlikleri evlenme toyları ve kurultaylar gibi coşku ile sevincin yoğunlaştığı etkinliklerde sergilene gelerek günümüze kadar ulaşır. Şimdi ise köy düğünlerinde gençler tarafından yaşatılan aba güreşi geleneği günümüzde sadece Gaziantep ve Hatay da özel turnuva ve müsabakalar düzenlenerek sürdürülmektedir. Aba güreşinde güreşçiler sırtlarına birer aba giyip bellerine kuşak bağlayarak çıplak ayaklarla güreşirler. Aba güreşi ismini güreşçilerin üstüne giydikleri koyunyününde ve keçi kılından el tezgâhlarında dokunan kolsuz giysiden yani abadan alır.

Gaziantep ilimizde yapılan aşırtmalı aba güreşi ile Hatay yöremizde yapılan kapışmalı aba güreşi arasında bazı farklılıklar göze çarpar. Önceleri büyük şenliklilerle yapılan güreş artık maalesef unutulmaya yüz tutmuş olup ancak yılda bir iki defa yapılmaktadır. Özellikle köylerde yapılan güreşlerde Düğün sahibi çevre köylere haber salarak "OKUNTU YOLLAYARAK" güreşçileri düğün güreşine davet ederdi.

Çevre köylerden gelen güreşçiler köyde düğün süresince misafir edilirdi. Güreş köy meydanında yapılırdı. Bazen bir hafta sürdüğü olurdu. Köylüler meydanın etrafına helake kurarak güreşi izlerlerdi.Bu güreşin diğer güreşlerden en önemli farkı yenen ve yenilen güreşçi hakkında lehte veya aleyhte tezahurüt yapılmamasıdır.Eğer herhangi birisi için bir tezahürat yapıldığında köylüler tarafından bu durum yadırganır ve çok ayıplanırdı.Aba güreşlerinde genel manada tezahürat yapılmaz tavrı yıllardan bu yana yerleşik gelen bir adettir.

ABA: Günlük yaşamda kullanılan çoğunlukla yünden dokunmuş sağlam , kaba ve kalın bir giysidir.Yakasız olup ,uzun kısa boz işlemeli , kırmızı sırmalı Aba gibi bir çok çeşitleri vardır

KÖYNEK:İçten giyilen uzunca gömlektir.Açık renkli basit keten bezinden yapılmıştır.Uzun ve kısa kollu olabilir.Güreş esnasında kolun serbestçe hareket edebilmesi , kolun hareketini engellememesi için omuzdan koltuk altına kadar yırtılmaktadır.Uzun olan köynekler genellikle dize kadar inmektedir.Bolca ve yakasızdır.Düğme kullanılmayan köynek baştan giyilip baştan çıkarılır.normal günlerde gömlek donun üzerinden giyilmektedir.


DAVUL VE ZURNA: Birçok şenliklerde, düğünlerde çeşitli mevsim eğlencelerinde, bayramlarda, törenlerde ve kaynaşmalarda Müzik olarak özellikle davul zurnanın etkinliğin görmekteyiz. Davul zurna bu güreşin vazgeçilmez unsurlarıdır. Güreş esnasında çalınan ezgilere ve kendine has üsluba HARBİLEME denir. Harbilime harpten gelip cenk havası, harb havası anlamına gelir. Yiğitçe, mertçe Güreşe davettir. Olağanüstü durumlarda ritim ve vuruşlar artar ve azalır.



ABA GÜREŞİNDE ÇUKUR


Aba güreşinin yapıldığı alana çukur adı verilir. Köy meydanı, harman yeri, çimenlik bir alan, yumuşak topraklı bir alan çukur için arzu edilen uygun olan bir yerdir. Çukurlar genellikle düğünün durumuna göre tespit edilir. Güreşe ilgi ve kalabalık çok olur ise geniş alanlar çukur olarak belirlenir. Aba güreşleri genellikle düğünlerin yoğun olduğu Sonbahar da organize edilir. Özellikle köylüler harmanlarını kaldırdığı hasatlarını bitirdiği zaman ve gelirlerini elde ettikleri ay olan sonbahar ayında düğün merasimlerini yaparlar. Eğer çukur çamur olursa saman serpilmektedir. Ayrıca çukur bölgesi taş çakıl ve insan bedenine zarar verecek şeylerden tertemiz temizlenir ve tam güreş yapacak evsafa getirilir.



DOLANMA


Güreşin yapıldığı çukurda gezinmeye dolanma adı verilir. Taraftarlar tarafından çukura salınan güreşçi kendine rakip bulabilmek için dolanır. Bu dolanma karakucak ve yağlı güreşteki dolanmaya benzemez. Rakip taraf çukurda gezinen güreşçiye denk bir güreşçi bulduğu zaman hemen soyunup çukura çıkar. Dolanan güreşçi çukurda gezinen güreşçiyi kendine denk bulursa hemen güreş başlar. Eğer dolanan güreşçi rakibi kendine eş görmez ise güreş başlamadan çukurdan çıkar ve giyinir. Fakat genellikle korkmuş havası vermemek için ilk evvela rakibi kabul edip ondan sonra giyinir. Dolanan güreşçi kendine güvenen gururlu cesur güreşçidir. Bu sebeple kendinden daha ağır rakiplerle mücadele etmekten çekinmez. Aba güreşinde özellikle bilhassa düğün güreşinde güreşçileri kilolara göre eşleştirerek güreştirmek pek görülmez. İsteyen isteyenle güreşir. Bur tür güreşlerde rakibe itiraz genellikle güreşçinin taraftarları tarafından yapılmaktadır. Rakip uygun görürse güreş başlar rakip uygun görmez ise yukarı dada belirtmiş olduğumuz gibi güreş başlamaz.
TOP (ödül)


Diğer güreşlerde Yol (Yolluk) adını alan ödül aba güreşinde "TOP" adını alır. Güreşte düğün sahibi tarafından ortaya konan ödüldür. Bu ödül düğün sahibi tarafından çukura getirilen beş metrelik bez, halı, koç vb gibi olabilir. Topun maddi değeri pek fazla yoktur. Manevi değeri vardır. Diğer güreşlerdeki gibi para toplama işi aba güreşinde kesinlikle yoktur. Bu töre yıllardan beri süregelmektedir. Top şampiyon için en büyük zenginlik büyük bir zenginlik ve gururdur. Ancak son zamanlardaki büyük organizasyonlarda ise altın ve para ödülleri verilmeye başlanmıştır.

TEMEL TEKNİKLER


YAN BAĞDA: El atan (Aşıran)Güreşçi tarafından rakibin yan tarafından, sağ bacağa yapılan ayak hareketidir. Yan bağda en etkili tekniklerden biridir.



BOŞA KALDIRMA: En önemli tekniklerden biridir. Aşırılan güreşçinin rakibin bağdalarını etkisiz kılarak iki bacağı arasından yoklayıp göğüs hizasına kadar kaldırıp yere vurduğu oyundur



İÇ BAĞDA: Aşıran (el atan) güreşçinin, sağ bacağı ile rakibin sol bacağına yapılan hamlenin adıdır.



Gaziantep Aşırtmalı Aba Güreşi Kuralları

1- Süre
Hava şartları ve zemine göre belirlenir ve güreşlerden önce ilan edilir. Ayaktaki süre en az 10, en fazla 20 dakikadır. Yerdeki süre ise en az 30 sn. En fazla 1 dakikadır.


2-Esleşme
İllerde yapılan güreşlerde, ayni köyden olma, kardeş olma vs. önemli değildir. Ancak bu ayrıntılar köylerdeki güreşlerde önemlidir.


3- Kilo
Sıkletler kilo ve yasa göre belirlenir


4- Hakem
Bir meydan hakemi, iki masa hakemi ve bir kuşak hakemi vardır. Her güreşçi için bir orta hakem vardır.


5- Puanlama
Puanlama yoktur. Sonucu hakemlerin insifiyati belirler.


6- İhtar
Aba güresinde ihtar yoktur. Yanlış hareket diskalifiye sebebidir
Aşırtmalı Aba Güreşinde Yasak Hareketler


El aşıran güreşçi rakibinin kuşağına bırakamaz.
Elle rakibin topuklarına tırpan vuramaz.
Aşırılan güreşçi kafayı koltuk altından göğse doğru çıkaramaz.
El aşıran güreşçi rakibin kuşağını bırakarak çift veya tek dalamaz.
Dizden aşağı tutmak yasaktır.
Rakibini boyunduruğa alan güreşçi onun boynunu sıkamaz.
Güreşçi kollarını 90 dereceden fazla açtığında, iki eliyle rakibine kırma gibi tehlikeli oyunlar yapamaz.
Yenen veya yenilen güreşçi, kesinlikle seyirci tarafından alkışlanamaz.
El aşırırken güreşçiler devamlı sağ elleri ile aşırmak zorundadır
Aşırtmalı Aba Güreşinde Yenme- Yenilme


El aşırtıp, kuşaktan tutan güreşçi, elini bıraktığı an yenik sayılır.
Tuş olan, açık düsen ( yüzün koyu düşmek ) güreşçi yenik sayılır.
Kalçası ve omuz yani tam yere değen güreşçi yenik sayılır.
Geriye atma veya buna benzer bir oyunu yapan güreşçinin sırtı veya yan tarafı yere gelirse, bu da gözle izlenir biçimde olursa, oyunu yapan bu güreşçi yenik sayılır. Aşırılan güreşçi, el aşıranın ayaklarını yerden kestiğinde, yere düşerse, el aşıran güreşçi yenik sayılır.








SONUÇ OLARAK. Kültürel varlığın vazgeçilmez bir parçası olarak bilinen Aba Güreşimizde gün geçtikçe önemini kaybetmektedir. Nedeni medyanın ve yazılı basının Geleneksel Türk spor dallarına karşı ilgisizliği bunun en tipik örneğidir. Japonların sumosu gibi temennimiz bu güzelim güreşimizin Ata yadigârı, mirası olarak nesiller boyu sürdürülmesi yaşatılması ve dünyaya tanıtılmasının sağlanmasıdır.



Aba güreşlerinden görüntüler;














Hazırlayan:Göktürk
ÇáÑÌæÚ Çáì ÃÚáì ÇáÕİÍÉ ÇĞåÈ Çáì ÇáÃÓİá
HASAN YAR
ÚÖæ ÌÏíÏ
ÚÖæ ÌÏíÏ
avatar

ÇáÌäÓ : ĞßÑ äŞÇØ : 2553
ÇáÓøñãÚóÉ : 0
ÊÇÑíÎ ÇáÊÓÌíá : 15/07/2010
ÇáÚãÑ : 46
ÇáãæŞÚ : hatay

ãõÓÇåãÉãæÖæÚ: ÑÏ: TÜRK BİRLİĞİ HAREKETİ   ÇáÓÈÊ íæáíæ 17, 2010 1:09 pm

Güzel Türkçemize sahip çıkalım

İnsanın yaşamında ve kişilik gelişiminde ana dilinin çok önemli bir yeri vardır. Dili yeterli düzeyde olan kişiler genellikle daha sağlıklı ilişki kurarlar, hayatta daha çok başarılı olurlar. Kendi dilini iyi bilip düzgün kullanmanın önemli bir yararı da yabancı bir dili öğrenmeyi kolaylaştırmasıdır. Gerçekten, etkili bir yabancı dil öğretiminin altyapısını, iyi bir ana dili eğitimi oluşturur.



Türk edebiyatının tanınmış şairlerinden Yahya Kemal’in “Türkçe ağzımda annemin sütüdür” diyerek yücelttiği, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ise “Türkçem benim ses bayrağım” diyerek hem yücelttiği hem de kutsallaştırdığı dilimize bugün gerekli özeni gösteriyor muyuz? İnsanlarımızda bugün Türkçe sevgisi, ana dili duygusu, dil bilinci ve duyarlığı yeterince var mı? Bu soruların iyice düşünülmesi, sürekli göz önünde tutulması gerekir.



Dil öğrenimi beyni, dolayısıyla düşünceyi değiştirir, biçimlendirir. Sosyal yapının iç dokusunu ana dili oluşturur. Oysa Türkçemiz giderek zayıflıyor, güdükleşiyor. Bugün Türkiye’de çevre kirlenmesi, hava kirlenmesi, siyaset kirlenmesi gibi çeşitli kirlenmelerin yanı sıra, bir de “dil kirlenmesi” vardır. Dil duyarlığı ve dil bilinci bakımından görülen eksikler, Türkçenin geleceği için ciddî bir tehlikedir.



BAŞLICA SORUNLAR



Bugün Türkçemizle ilgili başlıca güncel sorunları şöyle sıralayabiliriz: Özensizlik ve yanlış kullanım, yabancı sözcük tutkusu, yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde öğretimi birbirine karıştırma, Türkçenin bilim dili olmadığı görüşü, Türkçe öğretimindeki yetersizlik, sözcük ve terim üretimindeki yetersizlik, öğretmen faktörü.



1. Özensizlik ve Yanlış Kullanım



Dilimizin sözlü ve yazılı kullanımında akıl almayacak yanlışlar yapılıyor. Kurallarına uygun, doğru ve düzgün kullanılmıyor Türkçe. İlköğretimden yükseköğretime kadar okullarımızda görülen Türkçe yetersizlikleri, üniversite öğrencilerimizde bile sık sık göze çarpan sözlü ve yazılı anlatım kusurları, bozuk cümleler ve söyleyiş yanlışları, bir dilekçe yazarken yapılan yanlışlar, resmî yazışmalarda göze batan anlatım kusurları, basın yayın organlarındaki akıl almaz özensizlikler, sokak ve caddelerde bulunan tabelalardaki yabancı sözcük hastalığı... Türkçemizin geleceği için önemli bir tehlike oluşturmaktadır.



Radyo dinlerken, televizyon izlerken insan bazen şaşırıp kalıyor. Osmanlıcadan gelme sözcüklerin yanlış telaffuzları, damıtık dilin giderek argo dile dönüşmesi, vurguların ve tonlamaların ürkünçlüğü, görüntülü yayınlarda sunucuların garip el kol hareketleri, konuşma sırasındaki tuhaf jestleri, Türkçeyi sevenleri üzüyor.



Bazı özel ve yerel TV kanalları ile radyoların, daha kendi adlarından başlayarak Türkçeye karşı alabildiğine saygısız ve sorumsuz tutumları yürekler acısı. Son yıllardaki moda deyişle medyada, özel ve yerel TV kanallarında yeni tip sunucular, haber ve spor spikerleri de moda oldu. Oysa sunuculuk ve spikerlikte dili düzgün ve pürüzsüz kullanma, fizikî güzellikten önce gelir, önce gelmelidir. Dil bilinci ve sevgisi onlara özellikle kazandırılmalıdır. Ekran sorumluluğu bunu gerektirir. Sunucu ve spiker adayları, öncelikle dili doğru ve düzgün kullanma konusunda ciddî bir eğitimden geçirilmelidir. Çünkü onlar her gün milyonlara sesleniyor, milyonlarla yüz yüze geliyor. Örnek olma, model olma gibi bir sorumluluğu da var onların.



Türkçeye karşı özensizlik, sorumsuz davranışlar, bu dili yanlış kullanma, ne yazık ki dar ve sınırlı bir çerçevede görülmüyor. Bu gevşeklik, devlet adamları, çeşitli mesleklerdeki aydınlar ya da aydın olması gerekenler, öğretmenler, her öğretim kademesindeki öğrenciler için de söz konusu.



İnsanlarımıza özellikle doğru konuşma, düzgün yazma, duygu ve düşüncelerini pürüzsüz anlatma becerisi kazandırma konusuna özenle eğilmek zorundayız çünkü üniversitede okuyan gençlerimizin büyük çoğunluğunda bile önemli dil ve anlatım kusurları ile karşılaşıyoruz.



2. Yabancı Sözcük Tutkusu



Günümüzde Türkçe, neredeyse ana dilimiz olduğunu unutturacak ölçüde yabancı sözcüklerle dolduruluyor, kendi sözcüklerimiz acımasızca dışlanıyor.

Sorunların belki de en önemlisi, dilimizin kamuoyu önündeki kullanımında görülen “Türkçeden kaçış” diyebileceğimiz süreçtir. Ülkeyi yönetenler, basın-yayın kuruluşları ve bir kısım aydınlar, çok güzel Türkçe karşılıkları bulunsa da yabancı sözcükleri kullanmaktan sanki olağanüstü bir zevk alıyorlar. Türkçe konuşmaktan kaçan bir kamuoyu oluşmuş görünüyor. Bu durum dilimiz için büyük tehlikedir.

Bugün de benzeri durumlara sık sık tanık oluyoruz. Güzelim uzlaşma yerine concencous, yoğunlaşma yerine consantrasyon, kontrol yerine çek etme dedik mi kültürlü kişi oluyoruz. İstanbul Taksim’deki görkemli bir otelin adı The Marmara, Hilton’daki sergi merkezinin adı Exibition Center.

Kentlerimizde caddeler, yabancı adlar nedeniyle işgal altındadır. Kendilerine “entel” denilen bir kısım aydınlar, kendi yurduna yabancılaşmayı evrensellik sanıyor.



Konuşmada veya yazıda aralara yabancı sözcük sıkıştırmak, bağımsızlık gururunun nasıl törpülendiğini gösteren acı bir örnek değil midir? Neredeyse, ana dilimizin Türkçe, anavatanımızın Türkiye olduğunu unutuyoruz.

Yabancı dil ne kadar önemli olursa olsun, insanın ana dili daha da önemlidir. Temel görevimiz, gençlerimizi düşünen, eleştiren ve düşüncelerini düzgün ifade edebilen bireyler olarak yetiştirmektir. Öğrencinin kendi dilini ikinci sınıf, yetersiz bir iletişim aracı olarak görmesi çok sakıncalı bir durumdur. Böyle bir öğrenciden kendi diline ve kültürüne, ana diline saygı duyması nasıl beklenebilir?



1930’lardan 1980’e kadar yürürlükte olan 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 21. maddesi, Türkçeyi koruyucu hükümler taşıyordu. Son yıllarda görülen yabancı dil işgali nedeniyle, ilgili Devlet Bakanlığınca 1997’de hazırlanan “Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştu. Böylece Türkçeyi yozlaşmalardan koruma, yabancı dillerin inanılmaz baskısından kurtarma amaçlanıyor.



Nitekim Fransa’da 1994 yılında hükümetin önerisi ile Fransızcayı İngilizcenin akınından korumak için “Fransız Dilinin Kullanımına İlişkin Yasa Tasarısı” adlı bir tasarı hazırlanmış ve yasalaşmıştır. Fransızcayı korumaya yönelik yasanın bizim için de büyük önem taşıyan 9. maddesi şöyledir:



“Eğitim, sınavlar ve yarışmalar ile kamuya ya da özel sektöre ait eğitim kurumlarında yapılan tezler ve bilimsel yazılar için kullanılacak dil Fransızcadır.”



Bu akılcı yaklaşımla gerçekçi uygulamadan alınacak dersler bulunduğu çok açıktır.



3. Yabancı Dil Düşkünlüğü



Ülkemizde özellikle 1980’den sonra görülen büyük yanlışlardan biri, yabancı dil öğretimi ile yabancı dille öğretimin birbirine karıştırılmasıdır. Günümüz dünyasında yabancı dilin ve yabancı dil öğrenmenin önemi elbette ki tartışılamaz. Her türlü ilişki, iletişim ve gelişme için yabancı dil elbette ki çok gerekli. Ama ülkemizde özellikle son zamanlarda düşülen önemli bir yanılgı, yabancı dilin araç değil amaç olarak görülmesidir. İşte bu nedenle, yabancı dille öğretim yapan okulların ve üniversitelerin sayısı hızla artmaktadır. Oysa yabancı dil amaç değil araçtır.



İşin en acı ve düşündürücü yanı da, yabancı dille öğretim yapan kurumlarda okuyan Türk çocuklarının Türkçeyi ihmal etmeleri, giderek unutmaları, özellikle yazılı anlatım yetersizlikleri içine düşmeleri ve kendi dillerini küçümseyip hor görmeleridir işte bu yüzden büyük tehlike de burada yatıyor. Ana dilinin yetersiz olduğu inancı ile yetiştirilen bir genç, kendi diline ve kültürüne nasıl saygı duyacaktır?



O hâlde öncelikle yapılması gereken şey, yabancı dil öğretimi ile yabancı dille öğretimi birbirine karıştırmamaktır. Çok gerekli olan yabancı dil öğretimini bütün okul kademelerinde en etkili ve verimli bir şekilde gerçekleştirelim. Bunun yollarını arayalım. Ama çok gereksiz olan ve ülkemizin geleceği, kültürü açısından büyük tehlikeler taşıyan yabancı dille öğretim tuzağından kurtulalım. Bunun için de her şeyden önce ana dili duygusu, duyarlığı ve dil bilinci gerekir.

Ülkemizde nitelikli insan yetiştirmek istiyorsak, başkalarının diliyle değil, kendi dilimizle, kendi kültürümüzle yetiştirmeliyiz. Çünkü kendi kültürünü dışlayan bir toplum, varlık nedenini yadsıyor demektir.



Çağdaş ülkelerin hiçbiri yabancı dilde eğitim yapmıyor. Bu durum, sadece az gelişmiş ülkelerde ve sömürgelerde görülüyor.



Bazı okullarda eğitim yabancı dille yapılırsa Türkiye’nin dış dünya ile daha kolay anlaşacağı, Türkçenin bilim dili olmadığı, İngilizce ile daha iyi bilim yapılacağı yolundaki görüşler yanlıştır. Bu görüşler, emperyalizmin sömürge ülkelere dayattığı anlayışın sonucudur. Her ülkede bilim ancak o ülkenin kendi diliyle yapılabilir. Yabancı dille eğitim, eğitim bilimine de aykırıdır. Çünkü bir insan, dünyayı en sağlıklı biçimde ancak kendi diliyle algılayabilir ve anlatmak istediğini de en güzel kendi diliyle anlatabilir.



Ülkemizin tanınmış üniversitelerinden biri olan ve eğitimi İngilizce yürüten ODTܒde yapılan bir araştırmada, öğrencilerin yabancı dille eğitimden memnun olmadıkları, buna karşı çıktıkları görülmüştür. İngilizce eğitim yapılan Boğaziçi Üniversitesinde de benzer görüşler öne sürülmekte, eğitim dilinin Türkçe olması savunulmaktadır.



4. Türkçenin Bilim Dili Olmadığı Görüşü Türkçenin bilim dili olarak yetersiz olduğu öne sürülüyor. Eksik yanları elbette vardır ve bu, her dil için söz konusudur. Peki böyle bir durumda yapılması gereken şey, dilimizi tümüyle bir kenara atmak mıdır, yoksa kendi olanaklarıyla onu geliştirmeye ve zenginleştirmeye çalışmak mı? Yetersiz ve eksik diye dilimizi kendi kaderine bırakırsak, Türkçe bir bilim ve kültür dili olarak nasıl ve ne zaman gelişecektir?

İşte hiç düşünülmeyen ve gelecek açısından büyük tehlike oluşturan sorun burada. Eğer dil duyarlığı ve dil bilinci bakımından sorumsuzluk böyle sürerse, Türkçe 14. yüzyıldaki durumuna düşecektir. O zamanlar ve Selçuklular döneminde aydınlar arasında bilim dili Arapça, kültür ve sanat dili Farsça idi. Türkçe sadece halk arasında konuşuluyor ve halk edebiyatı sanatçıları tarafından kullanılıp yaşatılıyordu. Ve dilimizin bu acı serüveni, yaşam savaşı, Tanzimat dönemine, özellikle 20. yüzyıl başlarındaki Millî Edebiyat Akımına kadar sürdü. Şimdi ise tehlike daha çok batı dillerinden gelmektedir.



Büyük ihmale uğramış olan Türkçenin durumuna çok üzülen 14. yüzyıl divan şairi Âşık Paşa günümüz diliyle şöyle dert yanıyordu:



Türk diline kimse bakmaz idi

Türklere hiç gönül akmaz idi



Beş yüzyıl sonra aynı sıkıntı ve sorunları yaşamak zorunda mıyız? Bunları yeniden yaşamamak için gerekli özeni göstermek, bilinçli davranmak zorundayız. “Tarih tekerrürden ibarettir.” sözü akla geliyor ama aslında bu söz yanlıştır. Tarih kendisinden ders almasını bilmeyenler için tekerrürden ibarettir.

1933 reformunu yaşayan İstanbul Üniversitesine gelen yabancı bilim adamlarından 3 yıl içinde Türkçe öğrenmeleri ve bu sürenin sonunda derslerini Türkçe vermeleri istenmişti. Amaç ne? Amaç, Türkçenin bilim dili olarak kullanılması ve geliştirilmesidir. Çünkü cumhuriyeti kuranlar, dilin bir ulusun kimliği ve o ulusu yarınlara taşıyan en önemli öge olduğunu çok iyi biliyorlardı. Düşünülmesi gereken bir soru şudur: Sanki Türkçe 1933’te bilim diliydi de şimdi mi yetersiz duruma düştü?



5. Türkçe Öğretimindeki Yetersizlik



Okullarımızda, hemen her meslekte ve üniversitelerimizde Türkçe yetersizlikleri ile ne yazık ki sık sık karşılaşıyoruz.



Dil eğitiminin temel amacı, kişilerin düşünme ve iletişim becerilerinin geliştirilmesidir. Dille iletişimin bir yönünü anlatma, öteki yönünü anlama oluşturur. Bu nedenle bütün ülkelerin eğitim sistemlerinde, dil eğitimine, özellikle ve öncelikle ana dili eğitimine büyük önem verilir. Yetişmekte olanlara dilin çok iyi bir şekilde öğretilmesi için çalışılır. Çünkü dil, kültürün temel ögesidir ve insanları birbirine yaklaştıran en güçlü araçtır.



Dil eğitiminde asıl hedef; dört temel beceri olan dinleme, konuşma, okuma, yazma becerilerinin hedef kitleye kazandırılması ve geliştirilmesidir. Ana dili dersi bir bilgi kazandırma değil, beceri kazandırma dersidir.



6. Sözcük ve Terim Üretimindeki Yetersizlik



Bir dilin gelişip zenginleşmesi, çağın gelişmelerine ayak uydurabilmesi için sözcük ve terim üretimi de çok önem taşımaktadır.



Almanya, Fransa, Macaristan gibi ülkeler dillerini yabancı dillerin istilasından kurtarabilmek için dil gümrüğü adını verebileceğimiz bir uygulama başlatmışlardır. Bu uygulamaya göre, yeni bir buluş yapıldığı ya da yeni bir alet icat edildiği zaman, herhangi bir gecikmeye fırsat vermeden bu kavrama uygun yeni bir sözcük türetilmektedir. Böylece yabancı sözcükler dile girip yerleşmeden karşılıklar bulunmakta ve dilin yozlaşması önlenebilmektedir. Türkçede ise yabancı sözcükler dilimize iyice yerleştikten sonra karşılıklar bulunmaya çalışılmaktadır. Ülkemizin gümrük birliğine girmesinden sonra bu konu çok daha önem kazanmıştır.



Türk Dil Kurumu ile Çağdaş Türk Dili dergisinin son yıllarda başlattığı yabancı sözcüklere karşılık bulma çalışmaları çok olumlu çabalardır. Bu konuda bazı yanlışlar yapılsa, tartışma götürür öneriler olsa bile bu tür iyi niyetli adımlardan geri dönülmemeli. Ayrıca bu konuda yazılı ve sözlü basın-yayın organlarının desteği sağlanmalı. Aksi takdirde yabancı sözcükler Türkçeye hızla dolmaya devam edecek, dilimiz gelişip zenginleşemeyecek ve yabancı dillerin boyunduruğundan kurtulamayacaktır.



Türkçemizin bağımsız bir dil olarak yaşamasını, gelişip zenginleşmesini istiyorsak, üretelim, türetelim, yaratalım ve Türkçe karşılıklar bulmaya çalışalım. Bunun herhangi bir ideolojiyle, sağcılıkla-solculukla, ilericilikle-gericilikle, tutuculukla, dindarlıkla-dinsizlikle bir ilgisi yoktur.



7. Öğretmen Faktörü Türkçe eğitiminde yer alan öğelerin etkili olabilmesi için okul binaları, donatım, program, araç-gereç önemli olmakla birlikte, bunları kullanıp programı uygulayacak olan öğretmenin bilgi ve becerisi hepsinden daha önemlidir. “Bir okul, ancak, orada çalışan öğretmenler kadar iyidir.” denilebilir. Görülüyor ki her derste olduğu gibi ilköğretimden üniversiteye kadar dil eğitiminde de en büyük görev öğretmene düşüyor. Özellikle ilk ve orta öğretimde. Aslında dil kusurlarına yalnızca Türkçe öğretmenlerinin ve öğretim elemanlarının değil, ders veren herkesin dikkat etmesi gerekir. Bu nedenle, öğretmenlerin hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimleri büyük önem taşımaktadır. Hele Türkçe öğretmenlerinin hem kendilerini çok iyi yetiştirip eksik yanlarını gidermeleri, hem de öğrencileri iyi eğitmek için yorulup usanmadan çaba göstermeleri şarttır. Bu konuda öğretmen yetiştiren kurumlara da büyük görevler düşüyor.



Bu noktada karşımıza, çözümü gerekli önemli bir sorun çıkıyor: nitelikli öğretmen sorunu. Unutmayalım ki nitelikli ve başarılı öğretmen yetiştirmek için, her şeyden önce nitelikli adaylar gerekir.



Üniversiteye giriş sınavında düşük puan alan adayların, öğretmen olmayı hiç aklından bile geçirmemiş adayların nitelikli öğretmen olmaları beklenemez. O hâlde yapılması gereken şey, öğretmenlik için geniş tabandan nitelikli adaylar seçme yoluna gitmek, bu adayları hizmet öncesinde çağdaş değerler doğrultusunda yetiştirmek, bütün dallardaki öğretmen adaylarına dil bilinci ve Türkçe sevgisi kazandırmaktır. Bu yapılırsa, yalnızca Türkçe eğitimi ve öğretimi için değil, öteki dersler için de nitelikli ve başarılı öğretmenler yetişecek, mesleğin ve Türkçenin saygınlığı daha da artacaktır. Bu konuda 1959’da kurulan Yüksek Öğretmen Okulu modeli ve 1970 öncesi eğitim enstitüleri göz önüne alınabilir.



Şu nokta herkes tarafından çok iyi bilinmelidir ki öğretmenlik, her üniversite mezununun yapabileceği bir meslek değildir.



Öğretmen adayının ve öğretmenin her şeyden önce genel kültür, özel alan bilgisi, öğretmenlik meslek bilgisi bakımından çok iyi yetişmiş olması gerekir. Bunun yanı sıra mesleğe uygun kişilik özellikleri, meslek sevgisi, öğrenci sevgisi, mesleğe karşı ilgi ve yetenekler, meslekî yeterlikler, düzgün konuşma, Türkçeyi doğru ve düzgün kullanma gibi temel ölçütler de gereklidir öğretmenlik için.



SONUÇ



Sonuç olarak, Türkçemizin bağımsız bir dil olarak yaşaması, varlığını sürdürebilmesi için ana dili konusunda bireysel ve toplumsal duyarlık kaçınılmazdır. Bu konuda tek tek bireyler ve toplum olarak dil bilinci taşımak, bilinçli çabalar içinde olmak zorundayız.



Dilimize karşı her türlü özensizliği ve yanlış kullanımları alışkanlık hâline getirmekten kaçınmak, yabancı dil hayranlığı ile yabancı sözcük tutkusundan kurtulmak, yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde eğitimi kesinlikle birbirine karıştırmamak, Türkçenin bilim dili olmadığı görüşüne karşı çıkmak, Türkçe öğretimindeki yetersizlikleri görüp gerekli önlemleri almak, dil gümrüğü uygulamasına girişmek, sözcük ve terim üretimine hız vermek, nitelikli ve yeter sayıda öğretmen yetiştirmek, Türkçemizin varlığını sürdürebilmesi için büyük önem taşımaktadır.



ÖNERİLER



Türkçemizin bağımsız bir dil olarak yaşaması, gelişip zenginleşmesi için şunlar önerilebilir:



1. “Önce Türkçe!” sloganı kafalara ve gönüllere yerleştirilmeli, herkesi güzel Türkçe öğrenmeye ve kullanmaya özendirmeliyiz.



2. “Önce Türkçe!” konusunda bireysel ve toplumsal duyarlık, dil duygusu ve ana dili bilinci oluşturulmalıdır. Bu konuda herkese görev düşer. Asıl sorumluluk ise, örgün ve yaygın eğitim kurumlarına; yazılı, sözlü ve görüntülü kitle iletişim araçlarına, sanatçılara, yazarlara, aydın kesime düşmektedir.



3. Özellikle aydın kesim, yabancı hayranlığı ile yabancı sözcük düşkünlüğünden kurtarılmalıdır.



4. Yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde öğretimin çok farklı şeyler olduğu kafalara iyice yerleştirilmelidir. Okullarımızda hâlen yürütülmekte olan yabancı dil öğretiminin çok verimsiz olduğu göz önüne alınarak, verimli ve etkili yabancı dil öğretimi için gerekli önlemler hiç zaman geçirmeden alınmalı, yabancı dilde öğretime ise son verilmelidir.



5. Verimli bir yabancı dil öğretimi için, yüksek öğretim kurumlarında ilk yıl küçük gruplar hâlinde ve nitelikli okutmanlarla etkili bir “yabancı dil hazırlık sınıfı” uygulaması, daha sonraki yıllarda “meslekî yabancı dil” dersleri önemli bir çözüm yoludur. Ankara Üniversitesinin TÖMER kanalıyla yürütmekte olduğu hazırlık snıfı uygulaması esas alınabilir.



6. Bütün öğretim kademelerinde Türkçe eğitiminin yeterince etkili, verimli yapılabilmesi için gerekli duyarlık ve özen gösterilmelidir. Bu önemli konu, gelip geçici olan bakan ya da hükûmet politikası olarak değil, sıkı ve değişmez bir devlet politikası olarak görülmelidir. İşin özü, etkili ve bilinçli ana dili eğitiminde yatmaktadır. Şunu hiç unutmayalım ki iyi bir yabancı dil öğretimi için de iyi bir ana dili eğitimi ön koşuldur.



7. Çok kolay olmamakla birlikte dil gümrüğü uygulamasına bir an önce geçilmeli, baskın dile/dillere karşı koyabilmek için sözcük ve terim üretimine yeterince önem verilmeli, çeşitli dallardan uzmanları da devreye sokarak bu konuda yoğun çalışmalar yapılmalıdır.



8. Dil alanında en etkili kesimlerin başında eğitimciler, öğretmenler geldiğini göz önünde tutarak, öncelikle Türkçe ve edebiyat öğretmenleri olmak üzere, bütün öğretmenlerin ana dili duyarlığı ve bilinci ile yetiştirilmelerine büyük önem verilmelidir.



9. 1930’lardan 1980’lere kadar yürürlükte olan 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 21. maddesi, çeşitli işyerlerinin kapılarına asılacak levha ve tabelaların Türkçe olmasını şart koşuyordu. Bu yasanın uygulamadan kaldırılmış olması ve değişen şartlar durumu tersine çevirmiştir. Adı geçen yasaya yeniden işlerlik kazandırılması uygun olur.



10. Türkçenin yozlaşmaktan korunması ve kurtarılması için genel ve yasal bir düzenleme amacıyla hazırlanan “Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun” tasarısı, dil-anlatım ve konuya yaklaşım bakımından gerekli düzeltme ve düzenlemeler de yapılarak bir an önce yasalaşmalıdır.



11. Bir ülkenin kültürü ve dili tek başına ele alınamaz. Dil ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve teknolojik yapısı ve özellikleri ile iç içedir ve onlardan ayrı düşünülemez. Eğer bir malı veya aracı kendimiz üretmiyor da dışarıdan alıyorsak, sadece onu değil, onun adını ve onunla ilgili terimleri de almak zorundayız demektir. O hâlde, ekonomi ve teknoloji başta olmak üzere her alanda üretmeden tüketmek çılgınlığına karşı çıkmak da ulusal bir görev ve sorumluluktur. Çünkü üretimi bir yana bırakarak sadece tüketim toplumu olmakla hiçbir yere varılamaz. Bu şekilde olup da tarihten silinen toplum ve ülke sayısı az değildir.



Görüldüğü gibi en çarpıcı ve can alıcı noktalardan biri, dili bir bütünün parçası olarak görmek, önce o bütünü geliştirmektir.
ÇáÑÌæÚ Çáì ÃÚáì ÇáÕİÍÉ ÇĞåÈ Çáì ÇáÃÓİá
HASAN YAR
ÚÖæ ÌÏíÏ
ÚÖæ ÌÏíÏ
avatar

ÇáÌäÓ : ĞßÑ äŞÇØ : 2553
ÇáÓøñãÚóÉ : 0
ÊÇÑíÎ ÇáÊÓÌíá : 15/07/2010
ÇáÚãÑ : 46
ÇáãæŞÚ : hatay

ãõÓÇåãÉãæÖæÚ: ÑÏ: TÜRK BİRLİĞİ HAREKETİ   ÇáÃÑÈÚÇÁ ÃÛÓØÓ 11, 2010 2:43 am

TEK ÇÖZÜM TÜRK BİRLİĞİ




Doğu Türkistan'ı, Kırım'ı, Kerkük'ü, Filistin'i, Irak'ı, Afganistan’ın kurtaracak tek çözüm Türk Birliği’dir. Türk Birliği yalnızca Müslümanların değil, Musevilerin, Hıristiyanların, Budistlerin, ateistlerin ve her düşünceden tüm insanların güvencesi olacaktır. Türk Birliği kurulduğunda Museviler de, Hıristiyanlar da, Müslümanlar da ve tüm insanlar da çok rahat edecektir.

Türk Birliği’ni oluşturmadıkları sürece bu ve benzeri acıların devam edeceği açıktır. Bu acıların, bu katliamların, bu sıkıntıların, bu çilelerin hiçbiri yeni değildir. Müslümanlar, neredeyse yüzyıldır baskı altında acımasızca ezilmektedir.



-Türk Birliği’nin oluşmasında boşa geçen her gün bir kayıptır, bir zarardır.

- Hiç gecikme olmaksızın Türk Birliği hemen oluşturulmalıdır.

- Bütün Türk milleti bu güzel birliği destekliyor ve onaylıyor.

- Bütün Türk devletleri, İslam ülkeleri bu birliği bir zaruret olarak görüyor.


Sevinçle ve samimiyetle destekliyor.

- Amerika’nın, Rusya’nın, Çin’in, Avrupa’nın, bütün dünyanın hem maddi, hem manevi olarak lehine, hayrına olan bu birlik, bütün dünyaya barış, kardeşlik, sevgi ve ferahlık getirecektir.

-Türk Birliği, dünyadaki terörü, karmaşayı, huzursuzluğu, küresel krizi derhal durduracak yegâne çözümdür.
Türk Birliği bir Güç Birliğidir.
Türk Birliği bir sevgi birliğidir.


Muhabbet birliğidir,

Gönül birliğidir.

Bu birliğin temeli, sevgi, fedakârlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana, saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaşmak birliğin hedefidir. Birliğin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil, tüm dünya aydınlığa kavuşacaktır.

Son dönemlerde yaşanan gelişmeler, Türk Dünyası tarafından büyük bir şevk ve heyecanla beklenen Türk Birliği’nin kurulmasının çok yakın olduğunu göstermektedir.


Türk Birliği Küresel Ekonomik Krizi Durduracak Yegâne Çözümdür

Türk Birliği ticareti canlandıracak, ekonomiyi güçlendirecektir. Ekonomide, siyasi alanda ve kültürel sahada TÜRK Devletlerarasında gerçekleştirilecek bir bütünlük, geri kalmış olanların hızla ilerlemesine, gerekli imkâna ve altyapıya sahip olanların da bunları en verimli şekilde kullanabilmelerine olanak tanıyacaktır. Ekonomik büyüme, bilim ve teknolojiye yapılacak yatırımları arttıracaktır. Ekonominin gelişimi ile birlikte eğitim seviyesinde de doğal bir yükselme olacak, toplum çok yönlü gelişecektir.

Türk Birliği, Oluşturulacak TÜRK ortak pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm TÜRK ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek TÜRK ülkelerdeki sanayileşme


Sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır.

Türk Birliği Dünyaya Barış Getirecektir

Türk Birliği öncelikle TÜRK ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları çözüp TÜRK dünyasına sulh getirecek, öte yandan dünya genelinde çatışma ve savaşı kışkırtan her türlü hareketin karşısında yer alacak, savaşı körükleyen her türlü girişime karşı engelleyici bir güç olacaktır.
Türk Birliği, Terörü bitirecek, bunu sağlayacak kesin çözümdür. TÜRK Dünyasındaki bütün çilelerin, bütün kargaşanın bitmesi de Türk Birliği ile mümkündür. Türk devletleri potansiyel yönden çok zengin bir coğrafyadır. Türk Birliği bölgeye büyük bir zenginlik, bereket, Barış ve kalite getirecektir.
ÇáÑÌæÚ Çáì ÃÚáì ÇáÕİÍÉ ÇĞåÈ Çáì ÇáÃÓİá
 
TÜRK BİRLİĞİ HAREKETİ
ÇÓÊÚÑÖ ÇáãæÖæÚ ÇáÓÇÈŞ ÇÓÊÚÑÖ ÇáãæÖæÚ ÇáÊÇáí ÇáÑÌæÚ Çáì ÃÚáì ÇáÕİÍÉ 
ÕİÍÉ 1 ãä ÇÕá 1

ÕáÇÍíÇÊ åĞÇ ÇáãäÊÏì:áÇÊÓÊØíÚ ÇáÑÏ Úáì ÇáãæÇÖíÚ İí åĞÇ ÇáãäÊÏì
ãäÊÏì ÊÑßãÇä ÇáÌæáÇä :: ŞÓã ÇáãäÇŞÔÉ æÇŞÊÑÇÍÇÊ æÔßÇæí ÇáÇÚÖÇÁ-
ÇäÊŞá Çáì:  
© phpBB | ÇáÍÕæá Úáì ãäÊÏì | ãäÊÏì ãÌÇäí ááÏÚã æ ÇáãÓÇÚÏÉ | ÅÊÕá ÈäÇ | ÇáÊÈáíÛ Úä ãÍÊæì ãÎÇáİ | ÇáÍÕæá Úáì ãÏæäÉ